Nebileyim

Kierkegaard’ın da dediği gibi: Filozofların söylediği son derece doğrudur: Hayat geriye doğru anlaşılmalıdır. Ancak, unuttukları bir şey var: Hayat hep ileriye doğru yaşanır. Ve bu ikinci önerme üzerinde düşünüldüğünde hayatın asla yaşandığı sırada anlaşılamayacağı apaçık bir şekilde ortaya çıkar çünkü onu anlamak için ihtiyaç duyduğum sükuneti asla bulamam.
Sayfa 259·Kitabı okudu
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Merleau- Ponty’ye göre, ana rahminden çıkar çıkmaz dünyaya aynı ölçüde yakından ve tümüyle dalarız. Arada sırada düşünmek ya da hayal kurmak için kendimizi kısmen geri çekmeyi başarsak bile bu “dalış” yaşadığımız sürece devam eder.
Sayfa 235·Kitabı okudu
Beauvoir, kadın, erkek için tam anlamıyla “öteki”dir fakat erkek, kadın için tam olarak “öteki” değildir ya da en azından aynı şekilde değildir, der. Her iki cinsiyet de erkeği tamamlayıcı unsur ve tüm perspektiflerin merkezi olarak görme konusunda genellikle hemfikirdir… Kadınlar mütemadiyen kendilerini bir erkeğin gözünden görmeye çalışırlar. Bir başka deyişle, kadınlar yaşamların çoğunu, Sartre’ın muhtemelen “kendini aldatma” olarak nitelendireceği bir şekilde, kendilerini nesne yerine koyarak geçiriyorlar.
Sayfa 215·Kitabı okudu
Beauvoir kadınların durumunu etkileyen tüm etkenlerin sanki onları aleladeliğe mahkum etmeye programlanmış olduğunu, bunun sebebinin de doğaları gereği daha aşağı olmaları değil, içedönük, pasif, kendine güvensiz ve memnun etmeye odaklı bir şekilde yaşamayı öğrenmeleri olduğunu söyler. Çoğu kadın yazarların insanlığa el atıp kendi meselesi gibi sahiplenmemesi Beauvoir’ı hayal kırıklığına uğratır. Kadınlar kendilerini dünyadan sorumlu hissetmekte zorlanmaktadırlar. Bir kadın bu şartlar altında nasıl, Sartre Varlık ve Hiçlik’te yaptığı gibi, “Dünyanın tüm yükünü tek başıma omuzlarımda taşıyorum” diyebilir? Beauvoir’a göre kadınların önündeki en büyük engel, sonradan kazandıkları, kendilerini aşkın bir özne yerine “öteki” olarak görme eğilimleridir.
Sayfa 212·Kitabı okudu
Sartre’ın 1945 yılındaki seminerde söylediği gibi, “Hiç büyük bir aşk ya da dostluk yaşamadım çünkü bunu yapabileceğim seviyede bir kadın ya da erkekle hiç tanışmadım; hiç çok iyi bir kitap yazamadım çünkü vakit bulamadım,” diyemeyiz. Sürekli bu tür şeyler söyleriz ama bunu yaptığımızda kendimizi aldatmış oluruz.
Sayfa 157·Kitabı okudu