Kimse, kimse hakkında bir şey bilmez dedi annem. Yakın komşular hakkında bile. Hatta evli olduğun kişi hakkında bile. Ya da kendimiz hakkında. Hiçbir şey bilmeyiz. Bazen bir an için bir şeyler bildiğimizi sanırız, ki bu daha da beter, çünkü yanılarak yaşamaktansa hiçbir şey bilmeden yaşamak daha iyidir. Gerçi aslında kim bilebilir? Düşününce belki de karanlıkta yaşamaktansa, yanılarak yaşamak daha iyidir.
Sevgi bambaşka bir şey. Merhamete de şefkate de hiç benzemez. Aksine. Sevgi zıtların garip bir karışımı, aşırı bencillik ile tam bağlılığın bir araya gelmesidir. Bir çelişki! Üstelik sevgi, herkes sevmekten söz ediyor, sevgi, sevgi, ama sevmek seçebileceğimiz bir şey değil ki, tıpkı bir hastalık gibi, ona tutulursunuz, bir felaket gibi. O halde bizim seçtiğimiz nedir? Cömertlik ya da cimrilik. Her küçük çocuk bunu bilir ama yine de kötülüklerin ardı arkası gelmez. Bunu nasıl açıklayabilirsiniz? Anlaşılan hepsini ta o zaman yediğimiz elmadan aldık: Biz zehirli elmayı yedik.
Peki cehennem nedir? Cennet nedir? Kuşkusuz hepsi içimizde. Evlerimizde. Cenneti ve cehennemi her odada bulabilirsiniz. Her kapının ardında, her çift battaniyenin altında. Şöyle: Biraz kötülük ve insanlar birbirlerinin cehennemi olurlar. Birazcık merhamet, biraz cömertlik ve insanlar birbirlerinde cenneti bulurlar.
Yaşamak bile bir alışkanlık benim için, Nu, ya, yüz yıl sonra kim birdenbire alışlanlıklarını değiştirebilir? Artık sabahları beşte kalkmamak? Duş yapmamak, ekmekle salamura ringa balığı yememek? Gazete yok, yürüyüş yok, sıcak çay yok!.. İşte bu, trajedidir!
Kadınların hepsi çok güzeldir demişti bir kere. İstinasız hepsi. Ama erkekler kördür! Gülümsedi. Tamamen kör! Nu, ya. Yalnızca kendilerini görürler, hatta kendilerini bile görmezler. Körler!