Nebileyim

Eskiden bir atasözümüz vardı, birini gerçekten seversen, mendilini bile seversin diye. Çeviri de kayboluyor. Ama ne demek istediğimi anlıyorsun.
Sayfa 225·Kitabı okudu
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Tanrı erkeklere zevki, bize de cezasını vermiş. Erkeğe demiş ki, alnının teriyle ekmek yiyeceksin, ki bu zaten bir ceza değil, ödül -erkeğin işini elinden al, aklını da yitirir- ve biz kadınlara da onların alnının terini yakından koklama ayrıcalığı vermiş, ki bu da pek büyük bir zevk değil, ayrıca “acıyla çocuklarını doğuracaksın” diye vaat etmiş.
Sayfa 217·Kitabı okudu
Ama düşünceler televizyon gibi değil, orada tatsız şeyler görürsen ya düğmesine basıyorsun ya da başka bir programı izliyorsun. Kötü düşünceler ise karnabaharın içindeki kurtlar gibi!
Sayfa 207·Kitabı okudu
Kalıtım, bizi biçimlendiren ortam ve ait olduğumuz sosyal sınıf -bunlar oyun başlamadan karıştırılıp dağıtılan kağıtlara benzer. Bu konıda hiçbir özgürlük yoktur: Dünya verir, sen de seçme şansın olmadan verileni alırsın. Ama, diye yazıyordu bana Prag’dan, sorun herkesin eline gelen kağıtlarla ne yaptığıdır. Bazıları zayıf kağıtlarla harika oynarlar, başkaları da tam tersini yapar: Ellerinde harika kağıtlar olsa bile her şeyi çarçur edip kaybederler. Bizim özgürlüğümüz de işte bununla, elimize gelen kağıtlarla nasıl oynadığımızla sınırlıdır. Ancak iyi ya da kötü oynama özgürlüğü bile, diye yazıyordu, kaderin bir cilvesi olarak herkesin şansına, sabrına, zekasına, sezgilerine ve maceracılığına bağlıdır. Sonuç olarak tabii ki bunlar da oyun başlamadan bize dağıtılan ya da dağıtılmayan kartlardan ibarettir. Ve öyleyse, o halde seçme özgürlüğünden geriye ne kalır? Pek değil, diye yazdı annen, belki de elimizde kalan yalnızca durumumuza gülme ya da hayıflanma, oyunu oynama ya da vazgeçme, neyin ne olduğunu az çok anlamaya çalışma ya da vazgeçip anlamaya çalışmama özgürlüğüdür.
Sayfa 205·Kitabı okudu
Yalnız, bugün hayatta asıl önemli olanın yüce duygular ve benzeri şeyler olduğuna inanmıyorum artık. Kesinlikle değil. Duygular yalnızca molozlarla dolu bir arsadaki ateştir; bir an için yanar, sonra geriye yalnızca is ve küller kalır. İşin esası, kadının erkekte araması gereken asıl şey nedir, biliyor musun? Hiç de heyecan verici olmayan, ama altından bile ender bulunan bir niteliği aramalıdır: doğruluk. Ve belki de iyilik. Bugün, şunu bilmelisin, doğruluğa iyilikten daha çok değer veriyorum. Doğruluk ekmekse iyilik tereyağıdır. Ya da bal.
Sayfa 200·Kitabı okudu