Arabayla pazar gezintisi, televizyon programları, kağıt oyunları ve toplantılar. Doğumdan ölüme,
pazartesinden pazartesiye, sabahtan akşama tüm faaliyetler düzenlenmiş bir örnek hale getirilmiştir. Böylesi bir
düzenin ağına düşen kişi, insan olduğunu, tek bir birey
olduğunu nasıl hatırlar? Düş kırıklığıyla, üzüntüyle, sevgi
özlemiyle, hiçlik ve ayrı olma korkusuyla doluyken, dünyaya bir kere gelindiğini nasıl aklına getirebilir?
Diğer yandan tüm ekonomik ve toplumsal ilişkileri pazarın
düzenlediği bir temel üzerinde yükselmektedir. Meta pazarı malların hangi koşullarda alınıp satılabileceğini belirler, emek pazarı ise emeğin alınıp satılmasını düzenler.
Yararlı şeyler ve yararlı insan enerjisi ve hüneri beraberce zora başvurmaksızın dolandırıcılık yapılmadan pazar
koşulları altında alınıp satılacak mallara dönüşürler.
Ayakkabılar yararlı ve gerekli olabilirler, ama pazarda talep edilmiyorlarsa hiç bir ekonomik <değişim değeri) yoktur. İnsan güç ve hünerinin de eğer varolan piyasa koşulları altında bir talebi yoksa değişim değeri de yoktur. Sermaye sahipleri iş gücünü satın alıp ona yatırdıkları
sermayenin kârlılığı için çalışmasını buyurabilirler. Emek
sahipleri ise güç ve hünerlerini var olan piyasa koşulları
altında sermaye sahibine satmak durumundadırlar, aksi
halde açlıktan ölürler. Bu ekonomik yapı değerlerin hiyerarşisini yansıtır. Sermaye emeğe buyurur, sonunda cansız, ruhsuz şeyler, yaşayan emekten insanoğlunun gücünden daha değerli hale gelir