Bolluk, lüks yaşamak ve çok para harcamak değildir. Bolluk, ruhsal bir durumdur. Evrenin doğal akışına ve bizim bu düzendeki yerimize derin bir güven duymayı içerir. Olaylara, insanlara ve kendimize , parçadan çok bütünü görerek bakma biçimidir. Zayıflıklarımız ve yetersizliklerimiz, bütünün parçaları olarak kabul edilir.
Tüm korkuların anası olsaydı, muhtemelen kıtlık korkusu olurdu. Duygusal DNA’mızın bir yerlerinde evrenin kaynaklarının kısıtlı, dolayısıyla da dünyadaki iyiliğin yetersiz, refahın az, güzelliğin sınırlı ve sevginin çok az olduğu inancını taşırız. Bu inançtan ötürü, yaşlandıkça enginleşmek yerine iyiliği, güzelliği ve sevgiyi giderek daha dar bir şekilde tanımlarız. Dünyaya miyop bir zihniyetle yaklaştıkça, o kadar çok kıtlık görürüz.
Yakın bir geçmişte belli bir tür hastalıkla çok sık karşılaşmış olan doktorların sıradaki muayenelerde aynı teşhisi koymaya meyilleri artar, başvuran kişide o hastalık olmamasına rağmen.
İngiliz Sağlık ve Emniyet Kurulu’nun raporuna göre, ana caddelerde bir saat bisiklet sürerek, lunaparktaki makinelerde bir saat geçirmenin kırk katı ölüm riskini göze alıyoruz. Lunaparkta eğlenmek araba sürmekten bile yedi kat daha emniyetlidir.