Hiçbir hükümet bilimsel ilkelerin gerçekleri üzerine karar verme veya herhangi şekilde araştırılan sorunların özelliğini buyurma hakkına sahip değildir. Ne de hiçbir hükümet, sanatsal yaratıların estetik belirleyebilir, edebi veya sanatsal ifade şekillerini kısıtlayabilir. Ayrıca ekonomik, tarihsel, dini veya felsefi öğretilerin geçerliği üzerinde de bir şey telaffuz edemez. Bunun yerine hükümetin vatandaşlarının özgürlüğünü koruma ve onların insan ırkının gelişmesine ve daha ileri serüvenlerine katkıda bulunmasına izin verme görevi vardır.
Türk, istibdat ve esaret zincirlerini parçalayabilmek için, dahili ve harici düşmanlar karşısında, hayatını ortaya; çok kanlı ve tehlikeli mücadelelere girdi; sayısız fedakarlıklara katlandı; muvaffak oldu; ancak ondan sonra hürriyetine sahip oldu. Bu sebeple hürriyet Türk'ün hayatıdır.
Devlet riyasetine gelen zat, bilhassa muktedir, faal olur, devlet ve millete kendi şahsına muhabbet ve takdir kazandıracak büyük hizmetler yaparsa, görünüşte meclis vasiyetine ve cumhuriyet şekline gayet hürmetkar ve itaatkar görünürse, tehlike büyür. İstenmediği halde devletin hakikatte mahiyeti değişebilir. Bu yeni mahiyetin yeni ismini takınması zaman meselesi olur.
Teşkilatı Esasiye m. 68'de "Her Türk hür doğar hür yaşar" maddesinin tekrarından sonra Atatürk şu hükmü veriyor: Türkler demokrat, hür ve mesul vatandaşlardır. Türk cumhuriyetinin kurucuları ve sahipleri bizzat kendileridir.