"Alnında belli belirsiz kırışıklıklar var. Kaşlarını da çok çatıyor olacaksın ki kaşlarının ortasında bir iz kendini göstermeye başlamış. Çok mu düşünüyorsun?"
Başımı salladım. “Çok düşünüyorum."
Şefkatle bir kez daha gülümsedi. "Neyi düşünüyorsun bu kadar?"
"Seni."
Alnını benim alnıma yaslamak için biraz eğilmesi gerektiğinden dansımız yavaşça sonlandı. "Zaman diye bir şey yokken bile..." dedi.
"Ben de seni düşünüyorum."
Kahrolasıca toprak, neden toprağa hiç benzemiyorsun? Her şeyi er ya
da geç yutmayacak mısın zaten? Cimri olduğunu biliyordum da bu açgözlülük, bu heves sana kimden miras kaldı?