📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Bir nehir düşünelim. Nehrin, aktığı yatak ile arasındaki sürtünmeden ötürü yatağını aşındırdığını biliriz. Dışardan bakınca ilk etapta bu aşınma görülmez. Ancak dikkatli bir inceleme ve sistematik bir ölçüm, her sene birkaç milimetre de olsa yatağın aşındığını ortaya çıkaracaktır. Bu durumda nehir yatağı “mikroevrimleşiyor” gibi düşünebiliriz. İlk etapta gözle görülmese de, her yıl bir miktar aşınır. Dahası, yeni yılda olan aşınma miktarı, bir önceki yılda olan aşınmayı eski haline döndürmez. Bu durumda nehir yatağı birikimli olarak aşınıyor deriz. Bu aşınma devam edecek olursa, yatağın giderek derinleşeceğini ve önce bir vadiye, sonra bir kanyona dönüşeceğini öngörebiliriz. Gerçekten de dünya üzerindeki vadi ve kanyonları incelediğimizde, bir çoğunun kalbinden akan (veya geçmişte akmış) bir nehir ya da akarsu olduğunu görürüz.
Her şey, Thales ve Anaksimander gibi bir dizi Sokrates öncesi Anadolu filozofunun, doğayı tanrısal güçlerle izah etmeye çalışmanın asırlardır hiçbir başarılı sonuç vermediğini fark etmesiyle başladı. Bu filozoflar, Evren’in varoluşunu ve canlılık gibi karmaşık soruları yanıtlamak için en az bu kavramlar kadar karmaşık ve bilinmez cevaplar üretmektense, doğanın kendisine bakmamız gerektiğini düşündüler.