...
bol bol sulanmış kızıl japon çınarları, telli kavak, şu iki çam. Ama -galiba- sonraları, eve dışardan gelenler azaldıkça, hep aynı iki gözün seyrine katlanmaktan usanmışlar.
...
Kendi kendimle konuşmaktan yoruldum hanım kızım, insan eninde sonunda hep aynı şeyleri söylemeye başlıyor. Birini görmeyeyim, bir açılıyor çenem. Yani canını sıkarsam söyle, çekinme. Biz de genç olduk, anlarız.
"Yaşlandıkça kusurlar azalıyor hanım kızım,daha doğrusu biz öyle düşünüp avunuyoruz, gençlerin hoşgörüsüne sığınıp. Bak sen geleli yarım saati geçti, davranıp bir kahve pişiremedim;çene yarıştırdım. Gerekli mi kahve diyorsun? Değil belki ama öpretilmiş bir kere alışmışız. Günlerin tam içinde yaşayamayınca, olanlara akıl erdiremeyince, bunlarla oyalanıyoruz işte, kahve pişirmek, çay demlemek... Anılar da öylesine çoğalmış ki bastırıveriyorlar, günü karartıyorlar erkenden.