İçeriden bir ses:
'Kim o?'
'Benim!'
Maşuk içeriden seslenir:
'Git buradan!'
Âşuk deliye döner. Bir türlü anlayamaz, âşığının niye böyle yaptığını. Çözemez. Onu neden evine kabul etmiyordur. Kendini yollara vurur. Aşkıyla eriyordur ama sebebini bulamıyordur. Günler ayları, aylar yılları kovalar. Âşuk kendini mâşuk'un evinde bulur yine. 'Âşığın kalbi sevdiğinin ellerinde atar, ' der ninem. Âşuk öyle bir aşıktır ki, her göderilişinde kendini Maşuk'un ellerine hasret bulur. Bu sefer yılların hasreti onu bitap düşürmüştür. Kapıyı çalar ve içeriden bir ses:
'kim o? '
Âşuk bitap bir hasretle cevap verir:
'Senim!'
Mâşuk içeriden seslenir:
'Gir içeri o vakit! '
'Aşk teslimiyettir. Aşk 'senim' diyebilmektir.'
Neden ırk, dil, din bu kadar fark ediyordu? Okuduğuna göre Yaradan ve onun habercisi olan Peygamber buna karşıydı. Onlar, sulh içinde yaşamdan yanaydı. Bu huzuru bozan insanların Yaradan'dan haberi yok muydu? Nasıl bir cehennem ateşinin onları beklediğini bilmiyorlar mıydı?