Verilen mücadelede kararlılık esastır. Karşımıza çıkan ilk engelde vazgeçersek o ana kadar verdiğimiz savaşın hiçbir anlamı kalmaz. Kendimizi adadığınız, ulaşmak istediğimiz o hedefte her şey bizim istediğimiz gibi şekillenmeyecek maalesef. Buna hazırlıklı olmalıyız. Terslikler bizi ulaşmak istediğimiz noktadan vazgeçirecek mi? Hiç çaba sarf etmediğiniz, engelleri karşınıza alarak onlarla mücadele etmediğiniz, doğrudan kazanmaya çalıştığınız bir başarı sizin için ne kadar anlamlı olabilir?
Zafer, dört bir yanı çiçeklerle örülü, uzayıp giden sonsuz bir yeşil yol. Elbette zaferin verdiği haz, en çok tatmak istediğimiz his... Kimse mağlup olmayı, mutsuz olmayı, savaşı kaybetmeyi istemez. Ama her yenilgi bizi biraz daha güçlendirmiyor mu? Biraz daha umutlanmamızı ve hayata karşı daha fazla tutkulu olmamızı sağlamıyor mu? Her gün kazandığımız bir savaşa girmek bize ne kazandırır ki? Kazanmaya alışmak tembelleştirir. Ama yenildiğimiz bir savaştan çıktığımızda elimizde yenilgiye dair pek çok bilgi ve zafer kazanmaya büyük bir istek vardır. İşte budur bizi güçlü kılan. Geçmişte en üzüldüğünüz, en bedbaht olduğunuzu düşündüğünüz anları hatırlayın... Bir daha hiçbir şey eskisi gibi olmayacak gibi geliyordu... Peki ya şimdi? Dönüp o günlere baktığınızda bu sıkıntılı süreci atlattığınızı görüyorsunuz değil mi? Atlattınız ve daha da güçlendiniz. Yenilgi, teorik olarak öğrenemeyeceğimiz, hissedemeyeceğimiz bir güç katıyor bize...
“Başarıya giden yol tehlikelerle dolu. Yetenekli birinin her şeye rağmen başarıya ulaşabileceği düşüncesi gerçek olamaz! Yol ıssız, ödül ise uzak; bu yolda insan insanın kurdu olur.”
Sahiden, bugün kendimizden başka neyi düşünüyoruz? En fazla ailemizi ya da yakın çevremizi... Yaşanılan olaylara, dünya düzenine, insanların geldiği noktaya toplumsal açıdan bakmayı unuttuk maalesef. Dünyada yaşanan haksızlıklara kayıtsız kalmayı şöyle bir yana bırakalım, yanı başımızda bile bir haksızlığı savunamıyor, karşı koyamıyoruz çoğu zaman. Bencilleştik, körleştik hatta bazen görmek istemedik. Ezilen, sömürülen halkların sesini duymaz, aç ve yoksul insanların acısını hissetmez, hiç uğruna verilen savaşlarda hayatını kaybeden insanları görmez olduk. Bu vurdumduymaz düzenimizde artık hiçbir zafer tam anlamıyla bizim zaferimiz değil. Fakat daha iyi bir gelecek uğruna verdiği mücadelede yenilgiye uğrayan tüm halkların mağlubiyetinde bizim de bir nebze etkimiz olduğunu inkâr edebilir miyiz?