Gerçi ölenlerin arfından feryat ve üzüntü gerçekte ölüme değil, bir daha dönüşü olmayan ayrılığadır. Onun için: "Nar-ı hicran, ateş-i suzan (Ayrılık ateşi en yakıcı ateştir) denilmiştir.
Öyle bir dünya ki, saadetten, neşeden, merhametten, şefkatten eser olmayan, kin, küduret, düşmanlık, intikam, dayak, işkence ve azapla dolu karanlık bir dünya...
Canının her istediğini yapmayı kişisel özgürlük olarak algılıyor. Nefsi emmar (kötülüğü çokça emreden nefis) imparatorluğu yaşanıyor. "Sen benim keyfimin kahyası mısın?" "Canım nasıl isterse öyle yaşarım." "Kimse benim özgürlüğümü kısıtlayamaz." "Hayat benim değil mi istediğim gibi yaşarım, " gibi sözleri sarfedenler üzülerek ifade edelim ki nefislerini ilahlaştırmış oluyorlar. Farkında olmayarak nefislerine tapıyorlar. Kendi ateşlerini kendileri yakıyorlar.