Olcay

Sıkışmışlığın İçindeki Adam
Zangır zangır çalan zil sesiyle uyanıyorum. “Nalet olsun… Gene mi sabah oldu. Gözlerimi açmak istemiyorum. Sanki açarsam gün başlayacak ve ben buna hiç hazır değilim. Beş dakika daha… Sadece beş dakika. Zamanla pazarlık yapıyorum. İçimden, “Bugün de geçecek,” diyorum. Geçecek, evet ama yerine yarın gelecek. Ve yarın da bugünden farklı olmayacak. Kalkmam gerek. Hazırlanmak için on beş dakikam var. Beş dakikayı daha yatakta harcıyorum.Bu benim en değerli beş dakikam. Kimseye ait olmayan, kimsenin benden istemediği tek zaman parçası. Bu işten, bu hayattan bir gün kurtulacağım diyorum kendime. Kurtulacağım. biraz daha dayanırsam. Biraz daha… Off. Zamanım doldu. Klozete oturuyorum. Burada da bir dakikam var. Hayatta gerçekten rahatlayabildigim bir dakika. Elimi yüzümü yıkıyorum sıra geliyor dişlerime. Dişlerimi fırçalarken aynaya bakmamaya çalışıyorum. İçimden bir nakarat tutturuyorum etrafı seyrediyorum Korkuyorum gözüm aynaya gider diye. Pantolonumu arıyorum. Nereye koymuştum. Önce çorapları giymeliydim. Şimdi gömlek, kemer… En nefret ettiğim an: boynuma halatı geçiriyorum fazla sıkmamaya özen gösteriyorum verdiğim özenin de pek işe yaradığını söyleyemeyeceğim. Anahtarlar, telefon… Ayakkabılar. Hazırım. Dışarı çıkıyorum. Hava soğuk. İnsanlar her zamanki gibi bir yerlere yetişmeye çalışıyor. Gözlerimi yere dikiyorum. Kimseyle karşılaşmak istemiyorum. Bir tanıdık görürüm de konuşmak zorunda kalırım. Korna sesi. “Önüne baksana, öküz herif!” Karşıya koşarak geçiyorum üzgünüm dikkatim dağılmış. Ofise giriyorum. “Günaydın millet,” diyorum. Sanki gerçekten bir şey umurumdaymış gibi. Maillere bakıyorum her birine geri dönüş yapıyorum. Spam kutusuna da bir göz atıyorum. "Hazır mısın" tek cümle gönderen kişi xx.gmail.com. Bu da ne şimdi, diyorum. Kahve almak için mutfağa gidiyorum.
Duygu ve Düşünce
Reklam
Bir Şeyler Hep Eksikti
Uzun süredir bir şeylerin eksikliğiyle savaşıyorum. Ne olduğunu tam tarif edemediğim bir eksiklik. Küçük hayatımın içinde yavaş yavaş boğuluyordum. Ailemin, insanların “doğru” olduğuna inandığı şeylerin peşinden gittim. Beni daha da daralttığını o sırada fark edememiştim. İyi bir insan olursam, herkes tarafından sevilen, sayılan biri olursam mutlu olacağımı sandım. Olmadı. Zaten hiçbir zaman öyle biri de olamadım. Hayattan kaçmak için oyunlara sardım. Orada da bir anlam bulamadım. Sonra fantastik kitaplara. Bir süre iyi geldi, sonra yetmedi. En sonunda Oğuz Atay’ı, Dostoyevski’yi, Kafka’yı keşfettim. İlk kez şunu hissettim: Bu dünyada yalnız değilim. Heyecanlandım, Bu kitaplar üzerine saatlerce konuşabileceğim insanları aradım. Ama çevremde, benim hissettiklerimi hisseden kimse yoktu. Ben de kendimi buraya attım. Buradayım çünkü yalnız yazmak istemiyorum.
Duygu ve Düşünce