Ulusal mitler, ölümsüz gerçekler -gri dolu bir dünyada- siyah beyaz cevaplar gibi göründüklerinden, ulusları inşa etme gücüne sahiplerdir. Değişim kaçınılmaz olabilir, ancak istikrar değişimin imkansız olduğuna inanmamızı gerektirir.Zihinlerimiz, yalnızca geri zekalı veya aptal olduğumuz için değil, ama kırılgan, kusurlu olduğumuz ve kolayca korktuğumuz için de mitlere, yalanlara ve kurgulara karşı savunmasızdır. Korkusuz mantığı savunmak mit yaratmaya ve mitlere inanmaya son vermek sadece zeki olmakla ilgili değildir. Bu bir ayrıcalık meselesidir.
Sevgi bir ağaç gibidir: Kendi kendine büyür, varlığımızın derinliklerine kök salar ve harap olmuş bir kalbin üzerinde gelişmeye devam eder. Açıklanamayan gerçek ise, sevginin ne kadar körse o denli inançlı olduğudur. En güçlü olduğu zaman, tamamen mantıksız olduğu zamandır.
İyilikçi kandırmayı ve iyimser kendini kandırmayı kusur ve zayıflık olarak değil, zor koşullara uyum sağlayan tepkiler olarak düşünürseniz, çoğumuzun -büyük bir acıyla karşı karşı ya kaldığımızda- gerçeğin umutsuzluğu yerine yalan umudu seçebileceğini düşünmek pek de zor değil.
Doğal seçilim gerçekle pek ilgilenmez. Nevin işe yaradığıyla ilgilenir. Ve dünyaya pembe gözlüklerle baktığınızda hayatta kalma şansınız daha yüksektir.