De ki: “Söyleyin bakalım: Başınıza Allah’ın bir cezası inse veya kıyâmet gelip çatsa, Allah’tan başkasına mı yalvarırsınız? Eğer doğruluktan zerre kadar nasibiniz varsa, haydi cevap verin!”
Hayır, hayır! Dara düştüğünüz her zaman olduğu gibi yalnız Allah’a yalvarırsınız. O da dilerse yalvardığınız sıkıntıyı giderir ve siz de Allah’a koştuğunuz ortakları o sırada unutuverirsiniz.
Ben artık çevremde beni motive eden insanlar görmek istiyorum. Hayatının pozitif tarafını gören, gelişmeyi isteyen, bardağın dolu tarafını da gören gözler istiyorum. Üretmek ve değer katmak için içinde enerjisi olan ve bunu tüm çevresinde de yayan insanlar. Enerji emen değil onunlayken enerji dolduğum kişiler ile olmak istiyorum. Allah bizi buraya gönderirken zaten bize mutlu olacağımızı da vadetmedi ki biz sürekli şikayet ediyoruz. Kimin daha güzel işler yapacağını ortaya çıkarmak istiyorum demiyor mu?
Yalnızca vakti ve parası olan, okumuş insanların pahalı kitaplar alıp gerçek bilgiye erişmelerine izin vermek, ilahi bir adaletsizlik olurdu. Diyeceğim, Tanrıya inanıyorsak Tanrının adil olduğuna da inanmalıyız.
İnanışlar ve kültürler ne kadar farklılık gösterirse göstersin, aslında yönelinen "Yüce Güç" tek ve ortaktır; bu yüzden O’na hangi isimle hitap edildiği, özdeki hakikati değiştirmez. Semavi dinlerde yaratıcının bizzat kendi bildirdiği birçok isminin olması, O’nun farklı sıfatlarla tanımlanabileceğinin en büyük kanıtıdır. Eğer kullanılan isim; yaratıcıyı öven, O’nun yüceliğini tanımlayan veya derin bir saygı barındıran bir kelimeyse, bu durum manevi bir zenginlikten ibarettir. Ancak bu noktadaki tek aşılmaz sınır, hangi dilde veya inançta olursa olsun, saygısızlık ve aşağılama içeren ifadelerdir; zira niyetin temizliği ve edep, yaratıcı ile kul arasındaki bağın temel taşıdır. Dolayısıyla tüm dinlerin aslında aynı ilahi kaynağı işaret ettiğini kabul ettiğimizde, isimlerin birer araç, saygı ve niyetin ise asıl amaç olduğu açıkça görülmektedir; çünkü nihayetinde önemli olan ne dediğimiz değil, ne ima ettiğimizdir.