Öldüğümde, bırakın gideyim.
Çok şey var görüp yapacağım,
Çok fazla gözyaşıyla kendinizi bana bağlamayın,
Yalnızca güzel yıllarımız için şükretmeye bakın.
Size sevgimi verdim ve sizde beni mutlu ettiniz.
Ne istedimse dünyada hepsini verdiniz.
Kocaman sevginize teşekkür eder,
Yola yalnız devam etme zamanı der giderim.
Bir süre dilerseniz benim için yas tutun,
Sonra ise bırakın geriye kalan güven olsun.
Ayrılık denen şey elbet son bulacak,
Anılar hep yüreğinizde olacak.
Hayat devam ettiği sürece size yakınım.
Eğer gel derseniz yanınızdayım.
Beni görmeyip hissedemeseniz de ordayım.
Konuşan kalbinizse eğer sizi duyarım.
Sevgimi aşkımı size adarım.
Ve bir gün buraya çıkıp geldiğinizde,
Kocaman bir tebessümle gerçek yuvada sizi selamlarım.
Bir gün onun hakkında konuşmaya başlamak zorundaydım. Birini kaybettiğinde sadece o gitmiş olmuyor. Bu beni biraz çıldırtıyor. Sanki silinmiş gibi hissettiriyor...
Canını sıkan şey sefalet, pislik ya da sarhoş insanlar değildi. Sendeleyerek giderlerken insanların yüzlerinde gördüğü umutsuzluktu. Bir köşeye çökmüş otururlarken ya da ellerindeki azıcık parayı slot makinelerine dökerken hissettikleri çaresizlikti.