Dışsal dünyanın verdiği sürekli tatminler, insanın içsel dünyasına dair gerçek bir huzur getirmez.
İnsan, bu tatminlerle o kadar meşgul olur ki, içindeki boşluğu, kimliksizliği fark etmez.
Sonsuz bir bilgi ve hız dünyasında, insanın içsel dünyasında kaybolmamak için durması, düşünmesi ve varoluşsal soruları sorması gerekir. Ancak bu, modern dünyanın koşuşturmasında nadiren yapılır.
Modern toplum, insanı birbirine zıt parçalarla doldurur. Bir yanda hızla değişen dünyaya uyum sağlamak için sürekli bir yarış, diğer yanda içsel huzuru ve anlamı bulma arzusu. Bu zıtlık, insanın kimlik krizini derinleştirir.
Birey, modern dünyada sadece tüketim objesi olarak görülür.
Ancak insan, bir obje değil, kendisini anlamaya çalışan, varoluşsal bir varlıktır. Toplumun dayattığı kalıplar, onu kendi iç yolculuğundan uzaklaştırır.
Bir toplum ne kadar ileri giderse, birey o kadar geriye gider.
Teknolojinin ilerlemesi, insanın içsel gerilemesini hızlandırır.
Çünku insanin anlam arayışı, makinelerle Ölçülemez.