1000Kitap Logosu
Rene Guenon
Rene Guenon
Rene Guenon

Rene Guenon

Yazar
BEĞEN
TAKİP ET
8.1
107 Kişi
446
Okunma
104
Beğeni
3.680
Gösterim
Unvan
Fransız Metafizikçi
Doğum
Blois, 15 Kasım 1886
Ölüm
Kahire, 7 Ocak 1951
Yaşamı
15 Kasım 1886'da Fransa'nın Blois kentinde geleneksel Katolik bir ailed mimar bir babanın oğlu olarak dünyaya gelen Guenon, formel eğitimini matematik ve felsefe alanında gördü. 1906'da yirmi yaşındayken daha sonra Papus (Dr. Gerard Encausse) tarafından yönetilen okült hareketin öncüsü olan Ecole Hermetique'in kurslarına katıldı. Daha sonra Papus'un bazı inançlarını (ruhçuluk, reenkarnasyon) reddetti. 1910 yılında, İslamiyet'i benimseyip Abdülhadi adını alan ünlü Fransız ressam Gustav Ageli ile tanıştı ve onun vasıtasıyla 1912 yılında Müslüman olup Mısır'da Şazeliye şeyhlerinden Abdurrahman Eliş el Kebir'e intisap ederek Abdülvahid Yahya adını aldı.Üniversite eğitimini 1916 yılında Leibniz ve Sonsuz Küçüklerin Hesaplanması adlı teziyle tamamladı.
Batuhan Bozkaya
Modern Dünyanın Bunalımı'ı inceledi.
212 syf.
·
Puan vermedi
Daha önceden bu kitap için yazdığım bir inceleme yazısıydı. İncelemeden ziyade kitabın bende bıraktığı izlenimleri dile getirmeye çalıştım. Burada paylaştığım ilk inceleme de bu oluyor ayrıca. Keyifli okumalar. Günümüz insanı türlü dertlerin, sıkıntıların, belaların pençesinde çırpınmaktadır ve çırpındıkça da kurtulacağı yerde daha da derine batmakta ,umudunu yitirmektedir. Çünkü modern insan kendisini kurtaracağını sanıp sarıldığı o dayanıklı dalların esasında çalı çırpıdan ibaret olduğunu görmekte ve bir kurtarıcı bulma umuduyla oradan oraya koşturup durmaktadır. En nihayetinde insan için tek çözüm yolu yine kendisidir. Kanaatimce insan içindeki cevheri keşfetme yoluna çıktığında bir şeylerin düzeldiğini görecek en azından bu amaç uğrunda motive olacaktır. Peki nedir bu cevher ve nasıl bulunur? Bu sürecin zorlu bir süreç olduğu muhakkak. Özellikle günümüzde kendisini telaş ve hız çağı içinde buluveren insan için neredeyse imkansızdır. Fakat umut yok mu? Elbette var. Hayat her zaman onu bir yerden tutabilmemiz için bize olanaklar vermektedir. İnsan olarak bizler bu olanakları vesile yapacak ve her birimiz insanlık için bir meşale olabilme düşüncesiyle kendimize çekidüzen vereceğiz. Yeter ki isteyelim ve umudumuzu kaybetmeyelim. Ama daha önce de dediğimiz gibi günümüzde gereksiz bilgilerin, olumsuzlukların sağanağı altındaki insan için bu hayli zor. Bir telaş çağı içerisinde yaşıyoruz. Çevremizde olup bitiveren güzelliklerin farkında bile değiliz. Güneşin doğuşunu, bir tohumun patlayıp çiçek vermesini, kuşların cıvıltısını umursamıyoruz artık. Tüm bunlar bizim için gereksiz ayrıntılar. Geçip giden bu hayat sahnesinde bizim için önemli olan tek şey kariyerlerimiz, diplomalarımız, madalyalarımız…Ve tüm bunları elde edebilmek için kendimizi bulduğumuz yer delicesine bir telaş ve hızın tam da ortası. Acele edenin etmeyene üstün geleceği kanısındayız sanki. Halbuki acele etmek hayatı kaçırmak değil midir? Az önce de dediğim gibi kuşların cıvıltısını dinlemekten, güneşin doğuşunu izlemekten ve türlü türlü güzelliklerden bizi mahrum bırakan şey bu telaş ve acele değil mi? Bilmem kaç milyar yaşındaki bu dünyada ortalama 70 yıllık bir ömür süresince üzerinde asla hüküm sahibi olamayacağımız şeyler için bunca çaba ve gayret fazla değil mi? Esasında tüm bunların farkındayız ve kabul ediyoruz. Kendimize de itiraf ediyoruz ki içinde bulunduğumuz bu hal acınası bir haldir.Tüm bunların farkında olduğumuz halde bir şeyleri değiştirmek için ortada ne bir çaba ne de bir gayret var.Çünkü artık öyle bir konumdayız ki tüm kontrolü kendi ellerimizle o BÜYÜK BİRADER’e teslim ettik. Ve modern(!) insanlar olarak da bize düşen pay sadece yanıp yakılmak oldu. Bu duruma nasıl geldik? Medya aracılığıyla üstümüze başımıza boca edilen gereksiz bilgilerin sağanağından, hayatın amacı olarak gördüğümüz o içi boş şeyleri kovalama sevdasından vazgeçip bir kenara çekildiğimizde belki de bunun cevabını buluruz. Her şeye sahip olduğumuz halde niçin mutlu olamadığımızı ya da mutluluğun her şeye sahip olmaktan mı ibaret olduğunu işte bu sürecin sonunda daha net bir şekilde anlayacağız. Esasında en zengin insan ihtiyacı en az olan insan değil midir? Fakat bu çağ bizlere suni ihtiyaçlar yaratıyor ve biz buna hakim olamıyoruz. Kendimizi bir ihtiyaçlar silsilesi içerisinde buluveriyor ve tüm bunları hayatımızın olmazsa olmazları olarak nitelendiriyoruz. O ceketi almazsak hayatımızda bir şeylerin eksik olacağını sanmak ya da o ünlü kafeye gidip İnstagram’a bir fotoğraf atmadığımız taktirde kendimizi diğer insanlardan daha aşağı bir konumda olabileceğimizi düşünmemiz hep bu Modern Çağ’ın herzeleridir. Her zaman gözümüz diğerinin tabağında. Kendi önümüzdekine bakmıyoruz bile. Çünkü razı gelmiyoruz bizim olana. Daha fazlasını istiyor ve bunun için deliler gibi uğraşıyoruz. Tüm bu uğraşın sonunda kazandıklarımızdan sual eden insanlara da ‘’Üzümünü ye bağını sorma’’ cevabını veriyoruz. İşte Modern Çağ bizlere üzümü yedirip bağının sorulmaması gerektiğini öğütlüyor. Eğer yüreklerimizde insan olabilmenin derdini taşıyorsak, biz önce bu bağın nereden geldiğini soracak daha sonra o üzümü yiyeceğiz. Geçip giden bu hayat deveranında insan olarak bize düşen budur. Ancak bu çağda insan, insani yönünü unuttu. Robotlarla yarışıyoruz artık ya da belki de robotlar gibi yaşıyoruz. Dolayısıyla tüm güzellikleri bu amaç uğruna ıskalıyoruz. Niteliği unuttuk ve nicelin kurbanı olduk. Çünkü bizler için bir şeyin ne denli iyi ya da kötü olduğu önemli değil. Bunları sorgulamıyoruz bile. Tek önemli olan şey sayılar. Ne kadar çok, ne kadar fazla? Üretmemiz gerekiyor hem de hiç durmadan üretmek. Üreteceğiz ve daha sonra o ürettiklerimizin esiri olacağız. Biz onlara değil onlar bize hükmedecek. Binlerce yıllık insan macerasının hazin bir sonudur bu. Evlere kapandığımız bu süreçte bir şeyleri artık daha net görebilmeliyiz. Devletler tüm bu virüs tehdidine karşı fabrikaları tam kapasite çalıştırmaya devam ediyor. Sanırım bu virüs fabrikalarda ve diğer üretim yerlerinde paydos ediyor. Ülkeler bir şekilde üretebilmenin peşinde, çünkü üretmemek demek bu sistemin iflası demektir. Çalışanların enfekte olması ya da ölmesi kimsenin umrunda bile değil. Yeter ki üretelim. Şu manzaraya bakın ki kendi elimizle kurduğumuz bu sistem kendi sonumuzu hazırlıyor. Yunan mitolojisindeki Sisifos’tan pek farkımız yok aslında. Önümüzdeki kayayı zirveye kadar yuvarlıyor, yuvarlıyor ve en sonunda o kayanın altında kalıyoruz ve her defasında bunu tekrar tekrar yapıyoruz. Bunun sebebi hiçbir zaman umudumuzu kaybetmediğimizden değil, bu çağın bizi buna zorlamasından kaynaklanıyor. Modern çağ her defasında altında kalacağımız o kayanın ebatını, rengini, şeklini değiştirip tekrar önümüze koyuyor ve ‘’Haydi zirveye’’ diyerek sırtımızı sıvazlıyor. En nihayetinde bu kayanın altında kalacaksam ne diye tüm bu uğraş demek aklımızın ucundan bile geçmiyor. Çünkü o kayanın altında her kalışımızda muhakeme gücümüzden bir şeyler kaybediyoruz. Yazımızın son kısmında merhum Necip Fazıl Kısakürek’in Destan adlı şiiri aslında tüm bu yazının özeti mesabesinde olacaktır. Bu çağı ve bu çağın fiyakalı kaybedenlerini usta şair şöyle açıklıyor: Durun kalabalıklar, bu cadde çıkmaz sokak! Haykırsam, kollarımı makas gibi açarak: Durun, durun, bir dünya iniyor tepemizden, Çatırdılar geliyor karanlık kubbemizden, Çekiyor tebeşirle yekûn hattını âfet; Alevler içinde ev, üst katında ziyafet! Durum diye bir lâf var, buyrunuz size durum; Bu toprak çirkef oldu, bu gökyüzü bodurum! Bir şey koptu içimden, şey, her şeyi tutan bir şey, … Nefes aldığımız süre boyunca o ‘’Her şeyi tutan bir şey’in’’ peşinden inatla gidebilmek dileğiyle…
Modern Dünyanın Bunalımı
OKUYACAKLARIMA EKLE
2
239
Kendi buharında pişmiş
Modern Dünyanın Bunalımı'ı inceledi.
212 syf.
·
6 günde
·
Beğendi
·
10/10 puan
Fransız kökenli müslüman Reuno Guenon, eserin de Doğu-Batı arasındaki sürtüşmeyi hatta Batı'nın Doğu geleneğini hep bir engelleme,gölgeleme doğrultusundaki çalışmalarını tespit etmiş ve yorumlamıştır.Modern dünyanın umacıları konumunda olan bir başka deyişle öcüleri olan ;ilerleme,hümanizm,bireycilik vs gibi anlayışların öne çıkarılıp neticede de ruhsuz,ihtiraslı ve maddi düşkünlüğü olan kimseler peydah ettiğini ve bu noktada da gitgide başarılı olduğunun gözlemi bulunuyor.Ya da batı uygarlığının Doğu'dan alıntıladığı çoğu şeyi asli itibariyle değil de tamamen indirgenmiş vaziyette kendi zihniyetlerinin yansımaları şeklinde görürüz.Doğuda da seküler modern zihniyete meyyal bir tavra sahib kimselerin oranlarındaki artışta,kendi geleneklerini tam manasıyla içselleştirememiş,fehmedememiş adeta -modern dünyanın rengine kanmış- kimseleri ortaya çıkarmış olur.Şayet geleneğin gücünü fehmetse bu durumla mücadele edecek ve maddenin bizim üzerimizdeki hâkimiyetinin aksine bizim onun üzerindeki hâkimiyetimizi kavramış olacaktır.Modern düşünce,insanın varoluşundaki ve yaşayışındaki yüce manayı iteleyip tefekküri ve manevi ciheti sansürleyip kendi kurduğu âleme yani maddi âleme davet etmesi söz konusudur.Davet metodunu da doğunun benimsediği ilkelere aykırı bir şekilde telakki edip doğuyla uzlaşmanın aksine taban tabana zıt olma derdindedir.Maddeyle doyuma erişilebileceğini savunan bu modern yapı vaadettiği şeyin aksiyle bugün de karşı karşıyadır.Hakiki doyumun şuurunda olan doğunun entellektüalitesini,geleneğini ısrarla görmezden gelen ve alternatifler üreten batı için şunun söylemek gerekir ki;modern düşünceyle dini düşünce arasında çatışma ve uyuşmazlık vardır:Modern düşüncenin,dini düşünce için beslediği düşmanlıkta ortadadır.Çünkü o insanlığın fevkinde bir gerçeklik yansıtan her şeyin tamamen yıkımını istemektedir. Değerli okurlar bu eserin belki dörtte birini oluşturan bir tahlil olmuştur.Hakikaten çok yerinde tespitler ve çıkarımların bulunduğundan bu eseri mutlaka okumanızı tavsiye ederim.Sizlerin de perspektifinden bu kitaba dair değerlendirmeler görmek isterm.Kitabla kalın sevgiler..♡
Modern Dünyanın Bunalımı
OKUYACAKLARIMA EKLE
1
7
Yusuf Süleyman Haksever
Niceliğin Egemenliği ve Çağın Alametleri'ni inceledi.
352 syf.
·
5936 günde
·
10/10 puan
Kitap Batı Düşünce Dünyası'nın temellerine kadar inilerek yapılan bir eleştiridir. Batı Düşüncesi, Hakikatten kopmuş, fakat kendini Hakikat olarak lanse eden ve bunu bütün dünyaya empoze eden bir modern engizisyon mahkemesidir. Kendisine muhalefet edenleri aforoz etmektedir. Onlara en iyi cevabın, onun sunduğu ve empoze ettiği fikirleri derinliğine düşünmek ve ne kadar hakikatten uzak olduğunu görmek olarak kitap bize ufuk açıyor. Yazar aslen Müslüman olsa da, Batı Dünyası İslam'ı hakîr gördüğü için onlara onların bilmediği ve anlayamadığı bir dünyadan, Hind İrfanı'ndan aynı hakikatleri anlatır. Fakat yeri gelince de hakikatin her dinde aynı hakikat olduğunu ifade sadedinde Tevrat, İncil, Kur'an, hatta Kelt Mitolojisi gibi kaynaklardan da delil getirir. Materyalizmden bunalmış, nefes almak isteyen ruhlar için yazılmış, entellektüalitesi çok yüksek, anlaşılması zor, külli bir akıl ufkuyla kaleme alınmış nadide bir eser. Guenon'un en kapsamlı ve geniş içerikli eseridir. Doğu dünyası ile Batı dünyasının hesaplaşmasıdır. Galip mi? Elbetteki Hakikat ve Hakikat Güneşi'nin doğduğu Doğu Düşüncesi'dir. Batı, batmaların, batışların, her şeyi batırışların dünyasıdır.
Niceliğin Egemenliği ve Çağın Alametleri
OKUYACAKLARIMA EKLE
1