Hazların peşinden giden insan her şeyi erteler ve ilkin özgürlüğünden vazgeçer ve midesine çalışır, kendisine hazlar satın almaz, aksine kendisini hazlara satar.
En yüce iyi ölümsüzdür, yok olmak nedir bilmez, ne doyumu ne pişmanlığı vardır; doğru zihin yönünü değiştirmez, kendisinde öfkeye yer yoktur ve herhangi bir şey onu en iyi yaşamdan alıkoymamıştır. Buna karşılık haz, insanı en çok mutlu ettiği yerde tükenmiş olur, fazla yeri yoktur, bu yüzden hemen dolar ve ilk hamleden sonra biktin düşerek canlılığını yitirir. Karakteri değişken olan şey mutlak değildir, bu yüzden çarçabuk gelip geçen ve kendi sonunu getiren bir şeyin gerçek bir varlığının olması mümkün değildir, nitekim haz biteceği yere ilerler ve başlar başlamaz sonunu arar.
Yargısı doğru olan mutludur, her ne olursa olsun, mevcut durumda başına gelen şeylerden memnun olan, kendi koşullarına uyum sağlayan ve yine koşulların yarattığı her durumda aklın rehberlik ettiği insan mutludur.
İnsan hazza üstün geldiği gün, acıya da üstün gelecektir. Ancak bir insan, en sağı solu belli olmayan ve kendini kontrol edemeyen efendilere, yani hazlara ve acılara köle olduğunda bu köleliğin ne kadar da kötü ve tehlikeli olduğunu görüyorsun. Dolayısıyla özgürlüğe kaçmalıyız. Bunu mümkün kılan da sadece talihe kayıtsız kalmaktır.