Müjganı görmüşler dün akşam üstü
Karalar giyinmiş belli ki dertli
Beni sormuşlar tutulmuş dili
Müjgan sigaraya başladı diyorlar
Gülmedi ondan sonra ne bahtım ne yüzüm
Gün gün sarardım dalımdan düştüm
Nereye baktıysam hep onu gördüm
Açtığı yaralar kapanmıyor demiş
Demedim mi sana akıl ermez Aşk'a
Sonradan vurur hep dilinden keşke
Beni merak edip de kendini yorma
Hoş olsun gönlün yar dediğinle
Bilirsin Müjgan gönlüm senindir
Kavuşmak olmasa da hasret bizimdir
Tuttuğun bardakta Çayın benimdir
Başında ki duman kurban olayım
Yaktığın ateşlere hayran olayım...
Fatih Buhara Benzek
"Her gün yeni bir işkence ortaya çıkıyordu." Birçoklarının cinsel organlarına, ellerine, ayak tabanlarına demir sopalarla vuruluyor-du. Bir tanesinin dört parmağı kırılmıştı. Bu adam ayaklarından asılmıştı ve "onu bir kum torbası olarak kullanmışlardı." Mahkümlar su için yalvardıklarında, ellerine özgürleştiriciler tarafından imal edilmiş çiş dolu bardaklar veriliyordu. Bir gün, yakın köylerden bi-rindeki bir spor stadyumuna götürülmüşler, burada köy sakinleri mahkûmlara şişeler ve başka nesneler atmıştı. Mahkûmlar sopa-larla dövülerek koşmaya zorlanmıştı. Bir seferinde tam bir hafta boyunca, çoğunlukla elleri kafalarında olacak şekilde oturmaya zorlanmışlardı. En kötü zamanlar, Cuma ve Cumartesi günleriydi. Gardiyanlar bu günlerde Şabatı içki içerek kutluyor, "nefret dolu kahkahalar eşliğinde" verilen özel cezalar için bazı mahkûmları se çiyordu.