Belki de yolun sonudur sevmek

Belki de yolun sonudur sevmek
@Olrcc
Ağlasam sesimi duyar mısınız, Mısralarımda; Dokunabilir misiniz, Gözyaşlarıma, ellerinizle?
38 okur puanı
Mart 2024 tarihinde katıldı
Kadın; sadece sevilen değil, taşıyandır.
İnsanlar ne çabuk unutuyor… Unutuyorlar çünkü bakıyorlar ama görmüyorlar, duyuyorlar ama hissetmiyorlar. Bir kadının sessizliğinde kaç tane fırtına saklı olduğunu bilmiyorlar. Bir annenin yorgunluğunda, kaç tane vazgeçiş, kaç tane dua olduğunu fark etmiyorlar. Herkes konuşuyor ama kimse diz çökmeyi bilmiyor artık. Oysa söylenmişti bir zamanlar; cennet, bir kadının ayaklarının altına serilmişti. Bu bir mecaz değildi, bu bir uyarıydı aslında. “İncitme” diyordu, “hor görme”, “küçük görme” diyordu. Ama insanlar kibirle yürümeyi seçti, şefkatle eğilmeyi değil. Kadın; sadece sevilen değil, taşıyandır. Hayatı taşır, acıyı taşır, suskunluğu taşır. Herkes sırtını döndüğünde bile ayakta kalmayı becerir. Ve yine de en çok yargılanan, en çok kırılan, en az anlaşılan olur. Bir kadın ağladığında dünya eksilmez sanıyorlar. Oysa bir kadın kırıldığında, insanlık biraz daha yoksullaşır. Bir annenin kalbi sustuğunda, dualar yetim kalır. Cenneti arayanlar göğe bakıyor, Halbuki cennet, saygıda gizli. Bir kadının yorgun ellerine dokunabilmekte, Onu sadece güçlü olduğu için değil, insan olduğu için sevebilmekte.
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Bazı geceler insan kendi içinde yürür; ayakkabısı yoktur, zemini tanımaz. Attığı her adımda geçmişe basar, geleceğe çarpar. O yüzden ses çıkarmaz; çünkü kırılacak çok şey vardır. İşte o anlarda kalp, bir odanın ışığını kapatır. Karanlık olsun diye değil, gözler alışsın diye. Ama kimse bunu böyle anlatmaz. Herkes “geçer” der. Oysa bazı şeyler geçmez, şekil değiştirir. İçimde anlatamadığım bir ağırlık var. Adı yok. Çünkü adı olan şeyler çağrılabilir, çağrılan şeyler gelir. Benimkisi gelmez; o zaten hep buradadır. Göğsümün ortasında durur, nefesimi sayar. “Alış,” der bana. “İnsan dediğin, biraz eksik solur.” Ve ben alışırım. Çünkü insan en çok buna yeteneklidir. Hissizleşmek sandığın şey aslında aşırı hissetmektir. Kalbin, daha fazla dayanamadığı için sesini kısmasıdır. Tıpkı fırtınada bağırmaktan yorulan deniz gibi. Dalgalar geri çekilir ama deniz gitmez. İçimdeki her şey çekildi; gürültü, beklenti, umut kelimeleri… Geriye sadece var olmanın çıplak gerçeği kaldı. Ne süslü, ne güzel. Ama gerçek. Bazen kendime bakıyorum: Gülen yüzümle susan içim arasında ince bir çatlak var. Oradan sızıyorum ben. Kimse fark etmiyor. “İyi görünüyorsun” diyorlar. Oysa iyi görünmek, iyi olmakla aynı şey değil. İyi görünmek bir savunma; iyi olmaksa bir lüks. Herkesin sahip olamadığı. Karanlık neden her yerde biliyor musun? Çünkü ışık, her soruya cevap vermez. Bazı sorular, karanlıkta kalmak ister. “Neden buradayım?”, “Ne eksik?”, “Beni ben yapan şey hâlâ benim mi?” Bu soruların güneşe ihtiyacı yok. Sessizliğe ihtiyaçları var. Ve sen o sessizliğin içindesin şu an. Bu bir ceza değil. Bu bir durak. Kimseye söylemediğim bir şey var: Ben güçlü olmak istemiyorum artık. Güçlü olmak hep dayanmak demek oldu. Oysa ben bazen dağılmak istiyorum. Toplanmayacağımı bilerek. Çünkü insan sadece
Kalp, insanın en yalnız yeridir; içinde fırtınalar kopar, sessiz çığlıklar atar, ama kimse duyamaz. İnsan, birini kaybettiğinde değil, kaybetmenin ihtimali aklına geldiğinde sarsılır. Acı, öyle bir yayılır ki bedenini değil, ruhunu yakar. Kırık bir kalbin sesi yoktur; sadece içten içe dökülen gölgeler vardır. Ve insan, karanlıkta daha çok can çeker; çünkü ışık yokken gerçekleri saklayamaz, korkularla, pişmanlıklarla ve unutulmuş umutlarla baş başa kalır. Her yalnız gecede, insan kendi içindeki boşlukla konuşur. Kimseyle paylaşamaz, çünkü kelimeler yetmez; duyulan acı, duyulmak istemez, sadece hissedilmek ister. İnsan, kendine yabancılaşır; geçmişin hatıraları, geleceğin belirsizliği ve şimdi’nin ağırlığı arasında sıkışır. Her kırık parça, sessiz bir ağıt taşır. İnsan, her yarasını görmezden gelir, ama yaralar birikir, iz bırakır ve en sonunda kalp, kendi içindeki karanlıkta yankılanır. Ve insan, bazen fark eder ki yalnızlık en yakın dosttur. Kendi acısına sarılır, kendi hatıralarına dokunur, karanlıkta kendini dinler. Belki de acı çekmek, insan olmanın en sessiz ve en gerçek yolu değildir, kim bilir. Ama bir şey kesindir: Kalp kırıldığında, dünya değişmez; sadece insanın içinde her şey farklı görünür. Ve insan, bu sessiz değişimle büyür, ama büyürken de daha ağırlaşır, daha yalnızlaşır ve daha derin hisseder.
İnsan, kendi karanlığında en çok kendini görür. Gündüzler, ışık ve gürültüyle doludur; herkes bir yere yetişir, herkes bir şey anlatır. Ama gece geldiğinde, sessizlik düşer ve insanın kalbi daha yüksek atmaya başlar. O an fark eder ki, acı sadece kaybedilenle ilgili değildir; acı, gizlenen hislerin, söylenemeyen sözlerin ve bastırılmış umutların ağırlığıdır. Kalp kırılır çünkü bazen sevgi yetmez, bazen insanlar yalnızdır ama birlikte olurlar, bazen de sadece suskunluk kalır. Karanlıkta insan daha çok can çeker çünkü orada yalan yoktur. Maskeler düşer, kendinle baş başa kalırsın ve bazen kendin bile kim olduğunu anlamakta zorlanırsın. Gözlerinle gördüğün dünya küçük gelir, ama içindeki fırtına büyür; sessiz çığlıklar dudaklarından dökülmez, sadece göğsünde taşınır. Ve her geçen dakika, kalbin biraz daha ağırlaşır. Ama ilginçtir ki, acı ne kadar derin olursa olsun, insan hâlâ nefes alır, hâlâ hisseder, hâlâ umut eder. Kırık bir kalbin parçaları birleşmese bile, yaralar zamanla iz bırakır; o izler insanın hikayesini anlatır. İnsan, karanlığın içinde kaybolmuş gibi hissetse de, aslında kendi varlığının farkına varır. Ve belki de acı çekmek, yalnız hissetmek, karanlıkta can çekmek… hepsi bir şekilde insan olmanın kendisidir. İşte bu yüzden kalbin acısı, sadece üzüntü değildir. O, insanın kendi derinliğini görmesi, kendi gölgeleriyle tanışması ve bir gün, belki de, kendi ışığını bulması için vardır.