Belki de evren
"Belki de evren bazı ruhların birbirini bulması için savaşıyordur."
"Belki de evren, yürümeyen her şey için nasıl şükretmeniz gerektiğini öğretmeye çalışıyordur."
"Belki de evren..."
Bu cümleyle son birkaç yılda Türk wellness ve psikoloji içeriklerinde ya da bu konuda yapılan sohbetlerde yüzlerce kez karşılaşmışımdır. Hepsinin ortak bir özelliği var: evrene bir niyet atfediyorlar. Evren öğretiyor, savaşıyor, yerleştiriyor,
yönlendiriyor, hatırlatıyor. Ve bunu, kendisini "nörobilim ve psikoloji" gibi bilimsel kategorilerle markalamış hesaplar yazıyor.
Burada bir mantık çatlağı var.
Eğer evren rastlantısal süreçlerin ürünüyse, evren hiçbir şey "için" bir şey yapamaz. Atomların çarpışmaları niyet taşımaz. Termodinamik yasaları size güç göstermek için kalp kırıklıkları, kaçırılan fırsatlar ya da kötü zamanlamalar tasarlamaz. "Evren X için Y yapıyor" cümlesinin gramerinde bir özne, bir niyet, bir nihai hedef vardır. Bu cümleyi kuran kişi, farkında olarak ya da olmayarak, evrene bir akıl, bir irade atfetmiştir.
O halde dürüst soru şudur: Bu niyetin kaynağı kim?
"Evren" demenin iki farklı sebebi olabilir.
Birincisi: kişi evrenin rastlantı ürünü olduğuna inanıyordur. O halde evrenin kimseye bir şey öğretmediğini de biliyordur — "evren bana bunu öğretti" cümlesini sadece havalı olsun diye kuruyordur.
İkincisi: kişi evrenin rastlantı ürünü olmadığına inanıyordur (bu arada bu konuda bir kitap yazdım :). Bu durumda da "Allah", "Tanrı" ya da "Yaradan" diyerek modern havalı görüntüsünü kaybetmekten korktuğu için "evren" sözcüğüne sığınıyordur.
Evrenin yaradılışıyla ilgili bilimsel delillere oturup bakan herhangi bir birey, Nobel ödüllü İngiliz fizikçi Roger Penrose'un hesabıyla karşılaşır. Penrose, evrenin başlangıçtaki düşük entropi