En hararetli sohbetlerin ortasında dalıp gözleri doluyordu. Sonra kendine gelip kocaman gülüyordu. İki tezat duyguyu aynı anda yaşaması beni şaşırtıyordu. Ona alışmıştım artık ama daha tanımıyordum. İnsan onu ancak onun istediği kadar tanıyabiliyordu.
Kendi içindeki kalabalığa söz geçiremiyordu artık; hangi birine yetişeceğini şaşırmıştı. İnsanlarla konuşma huyu da azalmıştı. Dudağını ısırırken donuk bakışları, kendisiyle de artık baş edemediği anlaşılıyordu.
İnanılmaz bir gücü vardı; insanlar onunla konuşunca bir parçasını onda buluyordu, insanların eksik parçasıymış gibi. Sanırım fazlasıyla derinde yaşıyordu. İnsanların kaybolduğu yollarda yolunu bulmuştu; sanırım gücü buradan geliyordu ve eksik parçamı benden önce o bulmuştu. Bunları düşünmeme sevk eden şey bu olsa gerek.