Bugün öyle bir çağın içindeyiz ki, sahici düşüncenin yerini, entelektüel kisveye bürünmüş sığ bir dogmatizm aldı. Bilgiyle temas kurmadan bilgeliğin gölgesine sığınan; okuduğunu anlamaya dahi gönül vermeden hüküm kesen; duyduğu hiçbir hakikati araştırma zahmetine katlanmayan, fakat cehaletinde ısrarı bir tutum hâline getiren kalabalıklar çoğalıyor.
Hâlbuki bilgi, insanın ruhunu arıtan ve onu vakar makamına taşıyan bir nurdur; insan-ı kâmil olma yolunun en sahih rehberidir. Bilgi, ne sahte bir ihtişamın süsü, ne de başkalarını etkileme hırsının ucuz bir aracıdır. Bilgi, ancak onu taşıyan insanın iç disiplininde, ahlakında ve irfanında kıymet bulur.
Gerçek ilim, insanın zihnini açtığı kadar nefsini de terbiye eder; kişiyi yüceltirken aynı anda hizaya sokar. Çünkü bilgi, hakikati arama istidadı olmayanın elinde bir gösteri malzemesine, fakat hakikatin peşinde olanın kalbinde bir sıraat-ı müstakîm’e dönüşür. Bu yüzden, bilginin şerefi, bilenden değil, bilenin ahlakından doğar.!