...kimse dinlemese bile müzik yapın. Kimse bakmasa bile resim yapın. Kimse okumayacak olsa bile bir kısa öykü yazın. İçinizdeki sevinç ve doyum hayatınızı sürdürmeye yetip de artacaktır. Bunu başarmışsanız şimdi ve burada var olmanın ustası olmuşsunuz demektir.
Hayatta kimi zaman öncelikleri ve anlamı yanlış yerlere yerleştiriyoruz. Bir şeyi haddinden fazla ödülleri için yapıyoruz. Ödülü, karşılığı gelmezse düş kırıklığına uğruyor, çalışma hevesimizi kaybediyoruz. Yanlış yaklaşım bu.
Eğer çaba sürecini birincil mutluluk kaynağınız haline getirebilirseniz hayatınızın en önemli sınavında başarılı oldunuz demektir.
Akış halinde hayatınızı kazanmak için çalışmazsınız. En azından bu birinci önceliğiniz değildir. Çalışırsınız çünkü çalışmak size çok büyük bir zevk verir. Ücret bunun bonusudur.
... Eihei-ji tapınağının ( dolayısıyla genel olarak Zen Budizm’inin) en önemli kurallarından biri “ödül sisteminin” olmamasıdır. Dış dünyada insanlar değerli, iyi bir şey yaptığında övgü ya da puan alır. Eihei- ji tapınağında ise takdire değer bir hareketin karşılığı bir ödül yoktur. Bir kez sisteme katıldığınızda ne ederseniz edin ne kadar ciddi meditasyon yaparsanız yapın, gündelik işleri ne kadar özenle yerine getirirseniz getirin, hiç fark etmez. Herhangi çömezin göreceği davranışı görürsünüz. Adsız, sansız, neredeyse görünmez olursunuz. Bireylik anlamını kaybeder.
Kaygısız bir çocuk benliğin toplumsal tanımının yükünü çekmez. Çocuk henüz belirli bir mesleğe ya da sosyal statüye bağlanmamıştır. Çocuğun yaşam biçimini hayat boyu sürdürmek ne kadar güzel olurdu. Bu da bizi ikigai’nin ikinci ayağına getiriyor; benliği bırakmak.