Çözümün kendisi olduğunu söylediğimiz İslâm, Allah'ın indirmiş olduğu Kitabındaki ve Resulullah (s.a.v)'in sünnetindeki İslam'dır. Ondan sapan nesillerin uyguladıkları İslâm değildir.
Biz İslam'dan bahsederken vakıa dünyasında uygulanamayan ideal bir tablodan söz etmiyoruz. Bu tablo fiilen uygulanmış, ve bunu uygulayanlar insan dışında başka varlıklar değil de bizzat insanlardı.
İslam'ın kendi ayakları üzerinde duran başlı başına toplumsal bir düşüncesi ve ekonomik bir düzeni vardır. Oldukça arizi ve kısa bir çerçevededir. Kapitalizmin ya da komünizmin görünürdeki bazı yanları ile bir noktada bir araya gelebilir. Ama kesinlikle kapitalizmden de komünizmden de farklı bir şeydir. Her ikisinin de güzel taraflarını bir araya getirmekle birlikte onların içine düştükleri hatalara ve sapmalara da düşmez.
Çevredeki her şey değişip durmaktadır. Ekonomik düzenler, siyasal düzenler, devletler ve bireyler değişip durmakta, bilimsel gerçekler değişip durmaktadır. Eğer ortada bireylerin hayatla, insanlarla ve eşya ile giriştikleri bu zorlu kavgada dayanacak sabit bir güç yoksa o takdirde kaçınılmaz tek bir sonuç vardır: O da huzursuzluk ve ızdıraptır.
Bugün Avrupa'daki, Çin'deki veya Rusya'daki bilimsel ilerleyiş bazı kimselerin gözlerini kamaştrabilir. Böylelikle onlar füzenin, atomun, radyonun, çamaşır makinasının ilerlemenin kendisi olduğunu zannederler. Fakat bunlar ilerlemenin gerçek ölçüsü değildir. Hiçbir şekilde
saşmayan ölçü insanın zorunlu ihtiyaçlarının üzerine yükselme miktarıdır.