Her şeyin ötesinde, kutsal kitaplarının bir bölümünde düşmanlarına bile yardım etmeleri emredilir, "Eğer düşmanınız açsa. ona yiyecek verin. Eğer düşmanınız susamışsa, ona su verin." Ellerinde, insanın iyiliğini, merhametli ve sevgi dolu olmasını emreden bir kitapla muamelede bulunanların bir kesimi, nasıl olup da Filistinlilere ambargo uygulayabiliyor? Hepimizin bu sorunun yanıtını barışa kavuşmak için araması gerekiyor.
Bundan öte, Tevrat'ı okuyan Yahudiler, merhamet emrinin yabancıları da kucakladığını görürler, "Yabancılara kötülük etmeyin ve onları ezmeyin." Ayrıca Yahudilerin kutsal kitabı, başkaları acı çekerken onların rahatına bakmasını da eleştirmiştir, "Vay başına Siyon'daki kaygısızların, Samiriye Dağı'nda kendini güvende sananların... Ey fildişi süslü yataklara uzananlar! Sedir-lere serilenler! Seçme kuzular, besili buzağılar yiyenler! Çenk eşliğinde türkü söyleyenler! Davut gibi beste yapanlar! Tas tas şarap içenler! Yağların en güzelini sürünenler! Yusuf'un yıkımına kederlenmeyenler! Bu yüzden şimdi bunlar, sürgüne gidenlerin başını çekecekler. Sona erecek sedire serilenlerin cümbüşü."
Etrafta kendisini görecek kimse yokken bile bireyi kötülükten alıkoyan iç sese Afrikalılar, ubuntu demiştir. Eğer bir kimsede ubuntu varsa o cömert, misafirperver, arkadaş canlısı ve merhametlidir. Bazı insanlarınsa içinde ubuntu yoktur ve onlar kalpsiz, bencil insanlardır.
İnsanlar, merhamet sayesinde diğerleriyle bağ kurar, var olduğunu hisseder ve can kazanır. Merhamet gören kişi ise var olduğunu, dinlenildiğini ve değerli olduğunu hisseder.