Bir iş, yeni insanlar, yeni umutlar. Alış verişe sık çıkmaya başlamıştı.
Birkaç magazin dergisine abone olmuştu. Bir ara-ba, bir kat, bir de koca diyordu herkes. Oysa bir araba, bir kat bir de koca bulan arkadaşlarının şikayetlerini dinler dururdu öbürleri. Demek artık bu işe gitmeyecekti.
Bir araba, bir kat, bir de koca diyenlerin dünyasından çıkılacaktı.
Ama hayat tesadüflerle doludur.
...
Hani o ahşap ev. Annesi bir yandan fasulye ayıklamakta Öte yandan yatsı ezanını beklemedeydi. Sanırım elektirik kısıtlaması yürürlükteydi, sokak lamba-ları yanmıyordu, dolayısıyla televizyon da açık değildi. Sessiz bir oda. Fasulyeler Süheyla'nın annesinin elinde kırılı kırılıverince pıt'la çıt arası bir garip ses çıkarıyorlar. Sonra saatin tiktakları. Eski ceviz konsolun üzerinde beş numara gaz lambası. Yaşlı bir oda. Yahut yıkana yıkana rengini atmış, incelmiş..
Ayakkabıları sıkıyordu. Dört yanı kalabalık. Şeh-rin bu görkemli caddesinde, caddenin iki yanını hisar gibi kesen iri hantal binalar arasında, bu akşama yakın vakitte sığırcık çığlıklarını belki ilk kez böyle ap-aşikâr duyuverdi. İşlerinden çıkmış insanların seline kapılmış olduğunu. Bir mobilya mağazasının vitrinine takılıp kaldığını. İşli, oval, tunç aynada yüzü. Eprimiş. Sandıklarda lavanta çiçekleri ile bekletile bekletile bir türlü çıkarılıp giyilmeye zaman bulunamamış bir eski zaman elbisesi gibi yüzü.