Öncelikle kitap, Da Vinci üzerinden hikâyeyi anlatmayarak çok zekice bir kurgu oluşturuyor. Da Vinci'yi bir katalizör olarak kullanıyor ve kitabın sonunda Da Vinci'nin Behaim denilen adamın hayat hikâyesini yorumlamasıyla da Da Vinci'yi seyirci yerine koyuyor. Da Vinci, aynı bizim gibi hikâyeyi görüyor, dinliyor ve en son bir çıkarımda bulunuyor. Bu Da Vinci'yi alçaltmak yerine daha da yüceltiyor. Çünkü okur, aynı kendisi gibi olayları seyreden Da Vinci'nin çıkarımından bir ders alıyor. Bu kurgu, gerçekten de takdire şayan.
Kitap boyunca Behaim'in borç tahsil etmeye çalışmasını ve yaşadığı kısa süreli bir aşk hikâyesini okuyoruz. Bu kısa hikâyeyi anlamlı kılan da aslında Da Vinci'nin bu kısa hayat kesitine yaptığı yorum oluyor. Biraz daha derin düşünürsek, yazarın Da Vinci'nin gözünden basit bir hikâye anlatmasından da böyle bir anlatıyı kullanmasının daha yüce olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü aslında bu basit hikâyenin kitap olmasını sağlayan şey Da Vinci ve onun hikâyeye katalizör gibi etkisi olabilir.
Peki kitap ne anlatıyor?
Da Vinci, "Son Akşam Yemeği" adlı resmini bitirmek için kibrin temsili olan Yahuda'nın yüzüne bir referans aramaktadır. Evet... Dünya da bir sürü günahkar vardır fakat Leonardo alelade bir günahkar yerine kendi Yahuda'sını aramaktadır. Leo Perutz ve onun kaleminden referansla çıkan Da Vinci, bize her günahın şahsına münasır olduğunu ve her günahın farklı olduğunu anlatan bir hayat dersi vermeyi bu kitapta başarabilmiştir. Bunu yapabilmek için ise dahice bir kurgu ile Da Vinci'yi seyirci rolüne koymuştur.
Kitap, içindeki bazı klişeleşmiş hikâye unsurlarına rağmen iyi yazılmış, alttan alttan ilerleyen ve mantıklı şekilde gözler önüne serilen karakter gelişimleri ve göze batmayan ters köşeleriyle birlikte gerçekten de takdire şayan bir hikâye