“…..Bir şey var.
Onu arıyoruz sanki.
Bir yanılsama.. Düşün içindeki düş..
Ben buradayım.
Buradalığım acı veriyor bana.
Her nerede değilsem orada iyi olacakmışım gibi bir his.
Anne rahmine geri dönsem mesela.
Bin yıl uyusam orada.
Neyi aradığımı bilmiyorum.
Neyi aramadığımı da..
Tanrı, rab, hûda?
Eskiden daha kolaydı inanmak.
Eskiden derken, çocukluğumuzu terkettiğim yerde,
Tanrıyı da terkettim işte.
Çocukluğumuzu özlüyorum.
İnsanlar kötü. Ben; ben de iyi değilim artık.
Her kimden sıkıldıysam, benden nefret edip gitmelerini sağladım.. Basit bir oyun gibi.. Tıpkı bana oynadıkları oyun gibi. Bakıldığında aslında bir şey yaptığımda yok sadece gerçeği konuşmaya başladım… sustuklarımın intikamını alıyordum. Kimden? Neyin intikamı?
AŞK?
TANRI, GÖZYAŞI…. Bunlar benim mezarlığım.
Beni merak ediyorsanız, ruhumu orda bıraktı orada işte,
karşı kaldırımda kimsenin önemsemediği her gün geçip gittiği o kaldırımda
Şimdilerde safi ceset ve ter…
Uzun suskunluklar.
Uzun suskunluklar.
Uzun suskunluklar.
Öl. Öl. Öl.
Öl dedim kendime
Ölmedim.
Ölemedim…”