Ve derken, günün birinde sersemletici bir şokla yeniden uyandırılıyor burjuvazi: Gestapo yeniden iş başında, hapishaneler ağzına kadar dolu, yeni işkence yöntemleri geliştiriliyor, iğneli fıçıların etrafında bedenin acılarından çıkarılacak zevkler tartışılıyor. Halk şaşkın, halk öfkeli. "Meğer ne belaymış bu Nazizm!" diyorlar, "acep bir sonu yok mu bunun? "Ve susup bekliyorlar, umutla bekliyorlar; gerçeği kendilerinden bile gizleyerek elbette; bunun bir barbarlık, zirvede bir barbarlık, bütün gündelik barbarlıkların özü, mayası olduğu gerçeğini gizleyerek kendilerinden. Evet, bu aynı Nazizm değil miydi, bizzat kurbanı olmadan önce suç ortağı oldukları zulüm makinesi, Avrupalı olmayanlara uygulandığı zaman hoşgördükleri, gözyumdukları ve yasallaştırdıkları bela? Bu aynı Nazizm değil miydi sulayıp gübreledikleri, boy atıp dal budak salmasından sorumlu oldukları zehir zıkkım tohum? Ve aynı kirli kan değil miydi, onların dehşetle kan çanağına dönmüş gözleri önünde bütün bir Batı ve Hıristiyan uygarlığını kendi irinli sularında boğmadan önce, bu uygarlığın kılcallarından sızan, kendine yol bulan ve fışkıran tufan?