Bir beyin çok güzel bir kızı varmış. Kıyamazmış, kimselere veremezmiş.
Ama, kapısını aşındıran görücüler çoğalınca en azından bir bilgeyle evlensin diye, düşünüp bir bilmece hazırlamış.
Doğru cevabı verenle kızımı evlendireceğim diye ahaliye duyurmuş.
Kızını istemeye gelenlere sormuş;
Su kaynarken ne diye ses çıkartır
Kimi demiş lıkır lıkır,
Kimi demiş tıkır tıkır,
Kimisi ise fokur fokur…
Hepsine; ıhhh değil, bilemedin demiş…
Kızın da huysuz, yaramaz, hırçın bir sevdalısı varmış.
Kıza demiş ki;
Seninle yuva kurmamızın tek yolu, bu bilmecenin cevabını babandan öğrenmendir.
Kızacağız ne yapsın,
Oğlana sevdalı…
Başlamış babasının ağzını aramaya.
Adam kızına çok düşkün,
Dayanamamış,
Söyleyivermiş…
Su kaynarken “benden bana, bende bana” der, diye…
Yani su dermiş ki;
Eğer yağmur olmasaydım toprağa düşmezdim,
Toprağa düşmeseydim ağaçlar olmazdı,
Ağaçlar olmasaydı odun olmazdı,
Odun olmasaydı, beni böyle yakan ateş olmazdı.
Bana ne olduysa benden bana benden bana oldu, der demiş.
Kızcağız koşarak gitmiş ve sevdalısına bilmecenin cevabını yetiştirmiş..
Delikanlı ertesi gün beyin karşısına çıkıp bilmecenin cevabını söyleyivermiş.
Beyin yüreği sızlamış,
Ve; “Benden Bana, Benden Bana” demiş…