Düşünce, azınlığın ayrıcalığı değil de çoğunluğun malı haline gelecekse korkuyla işimizi bitirmiş olmalıyız. İnsanı geride tutan korkudur; el üstünde tuttukları inançlarının yanılgı olacağı korkusu, içinde yaşadıkları geleneklerin zararlı olduğunu görme korkusu, kendilerinin varsaydıklarından daha az saygın olduklarını anlama korkusu.
Ruhlarının ya da bedenlerinin bir hastalığını hayatta en değerli şeyleri sayan insanlar vardır. Bu hastalığı hayatları boyunca taşır, sadece onunla yaşarlar. Onunla acı çeker, kendilerini onunla beslerler. Ondan yakınır, böylece öteki insanların ilgisine hak kazanırlar. Onları bu hastalıktan kurtarın, mutsuz olacaklarını görürsünüz. Çünkü hayatla aralarındaki tek bağ odur. Kimi insanlar da öylesine zavallı bir hayat yaşarlar ki, erdemsizliklerini erdem saymak zorunda kalmışlardır ister istemez.
Yüzyıllardır işitip dururuz bu düşkün insanlar sözünü. Ne saçma şey! Asıl düşkün bizleriz! Hem de adamakıllı düşkün! Kendini beğenmişliğin, mutsuz insanlara tepeden bakmanın uçurumuna düşmüşüz. O insanlar ki tek eksikleri bizden daha az kurnaz olmaları ve kendilerine iyi insan süsü vermeyi daha az becerebilmeleridir.