Ozlem ok

Ozlem ok
@Ozlemok4
Oruç Aruoba, sen artık bu dünyada yoksun. 31 Mayıs 2020’de sessizce gittin. Ama cümlelerin hala buralarda, az konuşan, çok hissedenlerin dilinde, zihninde, yüreğinde yaşamaya devam ediyor. “Sadakat, kişinin kendinde bir kişiye bir yer ayırması ve o yeri hep onun için korumasıdır” demişsin, İle’de. Zarif, incelikli, duru bir tanım… Ama seninle karşılaşsaydık, sormak isterdim: Sadakati bazen fazla büyütmüyor muyuz? Çünkü o yeri yıllarca, yanlış şekillerde koruyanlar da var. Kendi içlerinde, geçmişlerinde, hatta henüz yaşanmamış geleceklerde... Hiç adım atılmamış bir evi, hep onun için temiz tutanlar. Anlamamız gereken bir şey var Oruç Hoca; bazı insanlar farklı elementlerin çocuklarıdır. Su ve hava gibi… Bir araya geldiklerinde ya fırtına çıkar, ya sis. Ve bazen ikisi birden. Yaşıyor olsaydın, muhtemelen şöyle derdin: “İnsan bazen sadakati bir başkasına değil, kendi kurduğu boşluğa gösterir.” Ve ben o cümlede kalakalırdım. Çünkü sadakat dediğimiz şeyin, kimi zaman birine bağlanmak değil, kendini hiç terk etmemekle ilgili olduğunu fark ederdim. Senin kendi cümlelerinle de karşılaştım bu düşüncenin kıyısında. İle’de şöyle yazmışsın: “İlişki, bir ‘ilişki’ olarak sürdürüldüğü sürece vardır. yoksa, ‘ilişilen’ bir şey olur. adeta yalnızca bir ‘alışkanlık’.” (Oruç Aruoba, İle) Ve o anda anladım: Birçoğumuz sadakati bir ilişkiye değil, bir alışkanlığa çevirmişiz. Vedam bu yüzden özgürlük gibi hissettirdi. Çünkü sadece birinden değil, kendimi kandırmaktan da ayrıldım. Sonra bir gece, işte böyle bir gecede fark ettim. Bazı aşklar, bazı dostluklar bir ev değilmiş. Bir yolmuş. Ben yürüdüm. Artık dönmek değil, yürümeye devam etmek vaktidir. Belki de sadakat her zaman kalmak değildir. Bazen bırakabilmektir. Kendine yer açmaktır, kendinle kalmaktır. Hiç dönmeyecek birine içten bir
1000Kitap