Neden olacak, şu zavallı Mikolka’ya suçunu itiraf ettirene kadar kendi yöntemlerinizle kim bilir ne psikolojik işkenceler ettiniz, nasıl canından bezdirdiniz adamcağızı! Herhalde kendisine gece gündüz, “Sen katilsin! Sen katilsin!“ diye tekrarlaya tekrarlaya, sonunda katil olduğunu söyletmişsinizdir. Şimdiyse kendisi bunu itiraf etmiş bulunuyor. Bu kez de “Sen katil değilsin! Yalan söylüyorsun! Kendi ağzınla konuşmuyorsun!“ diyerek canından bezdireceksiniz. Eh, böyle bir işe gülünç denmez de ne denir?
Nedir ki usul dediğiniz! Pek çok durum için usul saçmalıktan başka bir şey değildir. İnsan bazen usul dışı, dostça, konulur ve bu çok daha yararlı olur. Bu böyle diye, usul kaybolmaz, hiç merak etmeyin. Hem işin özüne bakacak olursak, nedir ki şu usul dediğimiz şey? Bir sorgu yargıcının eli kolu usulle bağlanmamalıdır. Sorgu yargıcının yaptığı iş bir tür sanattır, özgür bir sanat ya da bunun gibi bir şey…
Öylesine sınırsız bir biçimde nefret ediyordu ki ondan, ona karşı nefreti öylesine sonsuzdu ki, nefretinin kendisini ele vereceğinden korkuyordu. Ve nefreti öylesine güçlüydü ki, bir anda titremesine son verdi; içeri soğuk, küstah bir tavırla girmeye hazırlandı; olabildiğince susup onu dinlemek, çevresini incelemek için kendine söz verdi; hiç değilse bu kez aşırı sinirliliğini yenmeliydi; ne olursa olsun başarmalıydı bunu.
- Benim için artık bir tek sen varsın, -diye ekledi Raskolnikov.- Birlikte gidelim. Bunu söylemek için geldim sana. İkimiz de lanetlenmişiz. Birlikte gidelim.