İran'da Siyalk bölgesinde bulunan bir çömleğin üstünde kocaman dik boynuzları olan, bilinmeyen türden bir hayvan resmi vardır. Olabilir, neden olmasın? Ne var ki bu boynuzların her birinde, sağa ve sola doğru uzanan beşer helezon vardır. Arkeologlar bu resme de tanrı sembolü etiketini yapıştırmışlardır. Görüldüğü gibi tanrılar çok işe yaramaktadır. İnsanlar onların bilinmezliği ve olağanüstülüklerinden yararlanarak, açıklanamayan bir dolu şeyi açıklayıverirler. Bulunan her biçim, bir araya getirilen her kırık çömlek, yeniden düzenlenen her kalıntı, bir anda eski bir dine bağlanıverir. Eğer bulunan nesne, var olan dinlerden hiç birine uymuyorsa, silindir şapkadan çıkan tavşan gibi yepyeni, uyduruk bir din yaratılır. Her şey istenen biçime sokulmuştur; insanlar da bilginler de rahattır artık...
Geçmişle ilgili bilgilerimizde, düzeltilmeyi bekleyen binlerce yanlış vardır. Göstermelik bir kendine güven, aslında inatçılığın akıllıca maskelenmiş biçimidir.
Radyo Astronomlarımız, uzaya hiç durmadan sinyaller göndermekte ve bilinmeyen akıllı yaratıklarla ilişki kurmaya çalışmaktadırlar. Neden çok daha yakınımızda bulunan, dünyaya izlerini bırakmış, akıllı yaratıkları araştırmakla işe başlamıyoruz? O izler hepimizin görebileceği biçimde, dünyanın dört bucağına dağılmış olarak incelenmeyi beklemektedirler.