Şimdi size hayatımın ilerleyen dönemlerinde meyve verecek olan ilginç bir deneyimden bahsetmeliyim. Daha önce hiç gözlenmeyen, soğuk bir hava dalgası olmuştu. Karda yürüyen insanlar, arkalarında aydınlık izler bırakıyorlardı, Mačak'ın sırtına vurduğumda, bir ışık plakası oluştu ve elim bir kıvılcım yağmuru üretti. Babam bunun elektrikten başka bir şey olmadığını, fırtına zamanında ağaçlarda gördüğümüzün aynısı olduğunu söyledi. Annem ise paniklemiş görünüyordu. Kediyle oynamayı bırak, dedi annem, yangın çıkartabilir. Ben ise soyut olarak düşünüyordum. Doğa bir kedimidir? Eğer öyleyse, kim geri vurur? Bu sadece Tanrı olabilir, sonucuna vardım.
Bu müthiş görüntünün çocukça hayal gücümdeki etkisini abartamam. Her gün kendime elektriğin ne olduğunu sordum ama hiçbir cevap bulamadım. O zamandan bu yana seksen sene geçti ve kendime hâlâ aynı soruyu sorarım, cevabını ise veremem.
NIKOLA TESLA
Hiç farkında olmadan kitap okumaya alışıp gitmiştim. Büyük bir keyifle elime alıyordum kitapları. Kitaplarda anlatılan hayatla gerçek hayat arasında hoş farklar vardı. Gerçek hayat gitgide ağır bir yüke dönüşüyordu.
Çekip başka yerlere gitme isteği yükseliyor içimden, yüreğimi sıkıştıran bir istek bu; daha az uyunan, çekişmelerin, kavgaların daha az olduğu, yerli yersiz şikâyetlerle Tanrısı rahatsız edilmeyen, insanların bu denli sert, acımasız değer yargılarıyla kalplerinin bu denli sık kırılmadığı bir yerlere...
Tanrılarını aralarındaki her soruna, küçücük hayatlarının her köşesine, her ayrıntısına soktukları için, yoksul hayatları görünüşte bir önem, her anı ibadetle dolu bir büyüklük kazanmış oluyordu.