Wynand pencereye yürüdü, durup gökyüzüne baktı. Başını kaldırmıştı. Boynundaki kasların gerildiğini hissediyordu. Acaba gökyüzüne bakarken duyulan o ağırbaşlı duygu, aslında insanın başını kaldırmış olmasından mı kaynaklanıyor, diye düşündü.
"Dünyada mutluluk olamaz diyen insanları düşünüyordum. Yaşamakta bir neşe bulabilmek için nasıl çabalıyorlar. Bak ne mücadeleler veriyorlar. Bir canlı yaratık neden acıyla yaşasın. Bir insanın kendi sevinci dışında herhangi bir amaç için yaşamasını kim, ne hakla isteyebilir? Her insan onun peşindedir. Vücudunun her zerresi onu ister. Fakat hiç bulamıyorlar işte. Acaba neden? Sızlanıyorlar, hayatta bir anlam bulamadıklarından yakınıyorlar. Benim özellikle nefret ettiğim bir tür insan vardır. Daha yüksek bir amaç, evrensel bir amaç arayanlar. Ne için yaşayacaklarını bilmeyenler. 'Kendimizi bulmalıyız' diye inleyip duranlar, her tarafta herkesten duyarsın bunu. Yüzyılımızın tipik zırvası oldu artık. Açtığın her kitapta var. Salyası akan her kişinin itirafında var. Bunu itiraf etmek soylu bir şey sayılıyor. Oysa bence en utanç verici şey bu olmalı."
Roark'un duruşuna dikkat etti. İçgüdüsel olarak özgüvenli bir duruş. Çabasızca kontrol altında tutulabilen enerjinin pozu. Bir an için vücuduna da yaptığı binanın yapısal temizliğini kazandıran bir duruş.