İbrahim

İbrahim
@Penedrum
Cehenneme inmek kolaydır Kapıları gündüz gece açıktır Fakat geri dönüp gökyüzünü görmek Asıl iş, asıl çaba odur
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Fringe
Black Mirror etkisi yaşayıp bağlantılarla devam ettiğiniz bir dizi. Bu kadar detay gerektiren bir iş, geçmiş, şimdi ve gelecek zaman birlikteliği yetmezmiş gibi alternatif evrenler detayı ve J.J. Abrams’ın mükemmel anlatımıyla birleşiyor. Zihnimi açan, uzun süre etkisinden çıkamayacağım bir yapım olacağını tahmin etmezdim. Bilim kurgu benim için her zaman kalbimin merkezinde bir yerde ve Fringe, sadece bu bile doldurmaya teşebbüs edecek kadar güçlü bir eser. Özellikle Walter Bishop karakteri, mükemmel zevkleri ve kendine has tarzıyla her daim hatırlayacağım biri. Onun zekası, çılgınlığı ve derin kırılganlığı, dizinin en büyük hazinelerinden biri. Dizide inanılmaz detaylar var, çoğu insan fark etmemiş olabilir ama ben size bir tanesini vereyim: Walter'ın sağ gözünde ara sıra parlamalar görünüyor, flaş etkisi gibi. Tam olarak nerede başladığını kestiremiyorum ama bunun bilinç aktarımıyla ilgili olabileceğini düşünüyorum. Araştırdığım kadarıyla bu konuda net bir açıklama yok, ancak Walter'ın farklı evrenlerdeki versiyonları ve zihinsel durumu göz önüne alındığında, bilinç kaymalarıyla ilgili bir ipucu olabilir. Gözcüler, en çok dikkatimi çeken ileri seviye varlıklar oldu. Genetik mühendislik ve yapay evrim sayesinde üstün zekâya sahip olsalar da bunun bedeli olarak duygularını bastırıp saf mantıkla hareket etmeye başlamışlar. Her biri takım elbiseli, kel ve şapkalı olarak gördüğümüz bu varlıklar, insan duyularını anlamak için acı biber yiyorlar. Yani beslenme için değil, duyusal deneyimi kavrayabilmek adına. Gözcülerin içinde en farklı olanı September’dı. Başlangıçta o da diğerleri gibi sadece gözlem yapmakla görevliydi. Ancak zamanla insanlara karşı bir merak ve bağ geliştirdi. Özellikle Walter ve Peter ile kurduğu bağ, onun diğer Gözcülerden ayrılmasını sağladı.
Film
Seconds 1966
Kendi keşfedilmemiş yanlarınız sizi bekliyor. Dünyada tek başınasınız arzularınız dışında hiçbir sorumluluğunuz yok. Hayalinizdeki işi yapıyorsunuz ve kariyeriniz çok iyi olan yeni bir kimliktesiniz. Bu gerçekten özgürlük mü, yoksa daha büyük bir hapishane mi? Seconds yeni bir kimlik, yeniden doğuş ve dönüşüm temalarını sıra dışı bir gerilimle işlerken insanın merakının onu ne denli tehlikeli yollara sürükleyebileceğini gözler önüne seriyor. Sıkıcı ve tatminsiz bir bankacı olan Arthur, gizemli bir şirketin yardımıyla ressam kimliğine kavuşarak ve bir takım ameliyatla yeni bir kişiye dönüşür. Ancak bu dönüşümün hemen ardından sosyalleşmekten çekinip kendini izole eden Arthur, sarhoşken eski kimliğini ağzından kaçırır ve sahte özgürlüğün çatlaklarından içeriye gerçek kimliği sızar. Şarap ve çıplak dans ritüeliyle kolektif özgürlüğün sembolik keşfine itilen kahraman, aslında ruhsal esaretin başka bir yüzüyle karşı karşıya kalır. Bu süreçte karısına yeni bir kimlikte Arthur'un arkadaşı olarak ziyarete gelir. Karısının onun ölümüne inanıp tüm hatıralarını yok ettiğini öğrenmesi ise tam anlamıyla varoluşsal bir kırılma noktasıdır. Karısının dahi onu tam anlayamıyla tanıyamadığını sessiz bir kişilikle yaşadığını öğrenen Arthur içten içe sonbahar yaprakları gibi dökülmüştür. Film boyunca Arthur’a rehberlik eden gizemli dost figürü, kurtuluş mu yoksa felaket mi getirdiği belirsiz bir yol göstericidir. Kendi kimliğini yarat vaadiyle sunulan bu yeni hayat aslında şirket tarafından standartlaştırılmış bir ürün gibidir. Özgür olduklarını sanan bu insanlar, aslında başka bir tür esaretin içine çekilmiş ve öz kimliklerinden tamamen kopmuşlardır. Seconds, değişimin ancak ölümle tamamlandığını ve gerçek özgürlüğün ezoterik bir yüzleşmeyle mümkün olabileceğini sorgulayan bir deneyim
Film
Sanırım çok David Lynch filmleri izledim. Rüyamda bile bir şeyin abartılmış ve sürrealist olduğunu anlatmak için David Lynch filmleri gibi diyorum
Hiçbir şeyden bir şeye, bir şeyden her şeye