Black Mirror etkisi yaşayıp bağlantılarla devam ettiğiniz bir dizi. Bu kadar detay gerektiren bir iş, geçmiş, şimdi ve gelecek zaman birlikteliği yetmezmiş gibi alternatif evrenler detayı ve J.J. Abrams’ın mükemmel anlatımıyla birleşiyor. Zihnimi açan, uzun süre etkisinden çıkamayacağım bir yapım olacağını tahmin etmezdim.
Bilim kurgu benim için her zaman kalbimin merkezinde bir yerde ve Fringe, sadece bu bile doldurmaya teşebbüs edecek kadar güçlü bir eser. Özellikle Walter Bishop karakteri, mükemmel zevkleri ve kendine has tarzıyla her daim hatırlayacağım biri. Onun zekası, çılgınlığı ve derin kırılganlığı, dizinin en büyük hazinelerinden biri.
Dizide inanılmaz detaylar var, çoğu insan fark etmemiş olabilir ama ben size bir tanesini vereyim: Walter'ın sağ gözünde ara sıra parlamalar görünüyor, flaş etkisi gibi. Tam olarak nerede başladığını kestiremiyorum ama bunun bilinç aktarımıyla ilgili olabileceğini düşünüyorum. Araştırdığım kadarıyla bu konuda net bir açıklama yok, ancak Walter'ın farklı evrenlerdeki versiyonları ve zihinsel durumu göz önüne alındığında, bilinç kaymalarıyla ilgili bir ipucu olabilir.
Gözcüler, en çok dikkatimi çeken ileri seviye varlıklar oldu. Genetik mühendislik ve yapay evrim sayesinde üstün zekâya sahip olsalar da bunun bedeli olarak duygularını bastırıp saf mantıkla hareket etmeye başlamışlar. Her biri takım elbiseli, kel ve şapkalı olarak gördüğümüz bu varlıklar, insan duyularını anlamak için acı biber yiyorlar. Yani beslenme için değil, duyusal deneyimi kavrayabilmek adına.
Gözcülerin içinde en farklı olanı September’dı. Başlangıçta o da diğerleri gibi sadece gözlem yapmakla görevliydi. Ancak zamanla insanlara karşı bir merak ve bağ geliştirdi. Özellikle Walter ve Peter ile kurduğu bağ, onun diğer Gözcülerden ayrılmasını sağladı.