Silahını silahıma çat
yumruğun yumruğumda sıkılı kalsın
gözümdeki ışıltıyı yolun bil
ebedi rahatlığım
zafer umudun olsun.
Meşeden bir yaprak düştü dersin
alır eline koklarsın
sızlar kalbin belki
o kadar da olsun be yoldaşım!
Unutma ki!
Mesih çağının değil
uzay çağının gerillasıyız
ne Spartaküs bizim gibi yaşadı
ne de Che bizim gibi savaştı
Bedenlerimiz bedel olacak elbet
bulutsuz
masmavi göğün müjdesi için.
Olsun be yoldaşım!
güneşin zaptı yakın değil
güneşi zaptettik artık
şafak bizim artık
türkümüz uzun uzun çalıyor
dağlar halaya durmuş
çocuklarımız deli rüzgar gibi
bak
köylerden horoz sesi bile geliyor
ve bayrağımız bulutlara rengini vermiş
gökkuşağı değil
Kürdistan’ı çevreleyen
adı Yeni Yaşam bunun
Say ki nice nice yalnızlığım
kucaklanmaya muhtacım
eğil üzerime
ve öp beni…
Gül kokmasa da bedenim
Kürdistan’ın boş
yıkık
yanık kül kokan
çocukların ayak izlerinden uzak
köyleri gibi
Unutulmuşsam savaş sayfasında
beyaz ipekler içinde değilsem de
doğanın çıplaklığında ve yalınlığında
düşmüşsem örneğin
hem de savaşta
bedenimden sana
kalbim
fikrim
bahar yaprağı fiziğim
kalsa da
veya
bir parça yüzüm
ürkmezsen eğer
eğil ve öp beni
Ama ağlama!
Düşersem bir gün
boylu boyunca
ürkmezsen eğer
savaş çığlığı cesedime
eğilip üzerime öp beni…
Suya hasret çorak toprak gibi
beşiğe uzanan anne şefkati ile
ikona değen inanç eli gibi
toprağa inen yağmur damlası özlemi ile
yar gibi…
Say ki çingene çocuğuyum
anasının sırtında
yamalı bohça gibi
yarısı çıplak
gezgin
ve sürgün.
Elinde
çöplükten yeni toplanmış
bir parça ekmek
eli yüzü kir içinde
temizlik bilmez
suya sevdalı
kalbindebir boşluk.
Say ki sömürge çocuğuyum
büyük bir bozkır içinde
çıplak ayaklı ben
Biraz buruk
biraz küskün
Asi biraz
ve yine bir boşluk kalbinde…