Cemalettin R. Okatan

Cemalettin R. Okatan
@Phelesmephisto
Konuşma - Ülkü Tamer
Ülkü Tamer'in "Konuşma" şiiri üzerine biraz konuşmak istiyorum. Her okuduğumda üzerimde garip hal bırakıyor. "Aman kendini asmış yüz kiloluk bir zenci" Mısrası ile başlıyor şiir. Burada 3 nokta dikkat çekiyor. İlki: "Neden böylesine trajik bir giriş yaptığı." İkincisi: "Neden şişmanlığı vurguladığı"; üçüncüsü ise: "Neden zenci diye belirtme ihtiyacı duyduğu" ilki bana Felski'nin Edebiyat Ne İşe Yarar isimli çalışmasındaki "Şok" başlığını anımsatıyor. Felski'ye göre şok çoğunlukla istenmeyen durum ve ölçütler olarak tanımlanabilir. Tıpkı Ülkü Tamer'in sosyal çevresindeki yeri gibi. Burada Ülkü Tamer'in şiirdeki zenci çocuğun kendisi olduğunu anlıyoruz. Anoloji ile şişman ve zenci olarak hor görüldüğünü anlatıyor. Toplumun ne derece istendik değerlerinden uzak olduğunu görüyoruz. Sonrasında Şişmanlık ile iştahı ve arzularının yoğunluğundan bahsediyor bizlere. ”Üstelik gece inmiş ses gelmiyor kümesten” diye devam ediyor şiire. Çocukluğunda Antep'te ufak bir muhitte yaşadığı düşünülürse kümesler hakkında oldukça bilgi sahibi olduğunu düşünebiliriz. Peki ama kümesten ses gelmemesi ne anlam ifade ediyor. Köyde az bir vakit geçiren ya da küçük mahallelerde yaşamış herkes bilir ki kümeste sesin kesildiği iki zaman dilimi vardır. İlki karanlık çöktükten sonra kümesteki hayvanların hepsinin uyuduğu an; diğeri ise kümese bir yırtıcının dadanması sonucu kümesteki bütün hayvanların öldükten sonraki an. Böylece Tamer şiirde durumun hüznünü ve çaresizliğini biraz daha içimize işletebiliyor ”Ben olsam utanırım bu ne biçim öğrenci / Hem dersini bilmiyor hem de şişman herkesten” mısraları ile devam ediyor şiir. Tam bu noktada konudan bir kopuş hissettiriyor. Birkaç mısra yukarıda intiharı anlatırken şimdi günlük bir olaydan bahsediyor gibi hissettiriyor. Peki burada günlük bir olaydan