Betonarme bir ormandan, gökyüzüne doğru kibrit kutuları gibi üst üste yığılmış şaşaalı apartmanlardan, gece gündüz durmaksızın hareket eden, sanki hayatın tek amacı sürekli hareket etmekmiş gibi egzozundan duman püskürtüp korna çalan arabalardan, sonra da insanlardan, insanlardan ve insanlardan; birbirlerini sevmeyen, karşılıklı güveni olmayan, uyumsuz, birbirine selam vermek için bile gülümsemeyen insanlardan ve pek tabii bu boğucu ortamdan kurtulmak için can atıyordum.
Kalp, insanın hem acıya hem sevgiye tanıklık eden en derin yeridir. Kalp lambası ise bu derinlikte yanmaya devam eden, sönmemeye direnen ışığın kaynağıdır. Bir yandan yönünü kaybetmiş ruhu aydınlatır, diğer yandan insanın yolculuğunda yönünü bulmasını mümkün kılar. Çünkü lamba yanıyorsa, kalp hala canlıdır.