Aşkta yaşam gibi. Yaşama hep alacaklı gibi yaşarsan bütün alacaklar gibi mutsuz olursun. Aşkı da alacaklı gibi yaşayınca sevgi oluşmuyor. Unutma, yaşam da, “aşk” da yalnızca sana verilmiyor, aynı zamanda senden de isteniyor.
Sınırların yok olması, farklılıkların da yok olması demektir. Buda aslında bireylerin bireyselliklerinin yok olmasıdır. Belki de bu nedenle her aşkın bir ömrü vardır. Kim bireyselliğinin yok olmasına sonsuza kadar razı olabilir ki?
Garip öyle değil mi? Daha çok şey paylaşmak için evleniyorlar, daha az birlikte oluyorlar. Yaşamlarına yıllar katıyorlar ancak yıllara yaşam katamıyorlar. Yaşamın tüm olumsuzluklarını panzehir olarak gördükleri kahramanları ile evleniyorlar. Ancak aynı panzehirin zamanla zehre dönüştüğünü söylüyorlar.
Unutma, aşk sadece bir bakışla da doğabilir, ancak yalnızca şefkat ve sevgi ile olgunlaşır. İki kişi birbirine aşık olduğunda tutku en üst düzeyde, kalpler ise ateş üstündedir. Ama eninde sonunda küllenir ateş. Dur, endişelenme! Küllenen ateş yakıcı ateşten daha cömerttir çoğu kez. Bizi yakmadan da ısıtabildiği için belki de… Ve senin sevgin küllenen ateşte bile devam ediyorsa eğer dinginleşen her şey gibi derinleşecektirdi elbette.