Bir ilişki bittikten sonra orayı terk edemeyen insanları, ben savaş bittikten sonra savaş alanını terk edemeyen savaşçılara benzetiyorum. Yani her şeyin bittiğini anlar insan. Gerçekten anlar. Ve zaten asıl yas süreci de gerçekten bittiğini anladığında başlar.
Yasın ilk evresi… Aşırı alevli, inkâr dolu, böyle paramparça uyandığın sabahlar vardır; ve böyle, hiç uyuyamadığın geceler. Ya çok yersin, ya hiç yemek yemezsin. İnsan, gerçekten bittiğini anladığında gider derler ya; tam tersini iddia ediyorum ben. İnsan, gerçekten bittiğini anladığında gidemez asıl. Çünkü o durduğun yer, onunla birlikte olabildiğin, onu düşünebildiğin son yer. Savaş yapmış bile olsan en son… En son yaptığın şey savaşmak bile olsa oradan gidemezsin. Çünkü biliyorsun, gerçekten bitti. Bundan sonrası yok.
Şimdi soruyorum size:
Neden hâlâ o savaş alanındasınız?
Sizin canınızı orada almadılar mı?
Sizi orada kırmadılar mı?
Her zaman ölüm bir cinayet ve bir katil barındırmaz. Bazen katil yoktur, ölen de yoktur ama sen bir tarafını kaybedebilirsin. İnsan bir tarafından eksilebiliyor. Bir daha asla oradan sevememek gibi kimseyi, mesela… Ya da bir daha hiçbir zaman oradan kırılmamak gibi. Çünkü orayı o kadar kırarlar ki bazen, bir daha hiç kimsenin oraya kırılmasına müsaade etmezsin. Ve bu, bir ölümdür.
Şimdi aklıma geldi. Düşünüyorum da…
Belki de o savaş alanını terk edememe hali aslında o insanı bırakamadığımız için değil de… Yani size kıyan o insanı bırakamadığımız için değil de… Ağır bir cümle söyleyeceğim:
Acaba kendi cesedinizi bırakamadığınız için mi?
Çünkü o cesetten kastım, o senin bir tarafın. Orada, o aşkta, o savaşta bir tarafını kaybedersin. Ve biz ona ceset diyelim. Acaba kendi parçanı mı bırakamıyorsun o savaş alanında?
Eğer öyleyse —yani orayı terk edememe sebebimiz, çok sevdiğimiz o