Piysofkeyk

Piysofkeyk
@Piysofkeyk
“𝐵𝑖𝑟 𝑏𝑒𝑛 𝑣𝑎𝑟𝑑ı𝑟 𝑏𝑒𝑛𝑑𝑒 𝑏𝑒𝑛’𝑑𝑒𝑛 𝑖𝑐̧𝑒𝑟𝑖”
Ben başıma gelenler değilim, ne olmak istediğimi seçenim.
Reklam
Gidersen Yıkılır Bu Kent
Gidersen yıkılır bu kent, kuşlar da gider Bir nehir gibi susarım yüzünün deltasında Yanlış adresteydik, kimsesizdik belki Sarışın bir şaşkınlık olurdu bütün ışıklar Biz mi yalnızdık, durmadan yağmur yağardı Üşür müydük nar çiçekleri ürpeririken Gidersen kim sular fesleğenleri Kuşlar nereye sığınır akşam olunca Sessizliği dinliyorum şimdi ve soluğunu Sustuğun yerde birşeyler kırılıyor Bekleyiş diyorum caddelere, dalıp gidiyorsun Adını yazıyorum bütün otobüs duraklarına Öpüştüğümüz her yer adınla anılıyor Bir de seni ekliyorum susuşlarıma. Ahmet Telli
Gönül yorgunluğu ne biliyor musun? Kalabalık bir sessizlikte, en çok kendini duymaktır. Bir çay koyarsın mesela, içmeden soğur. Bir kapıdan girersin, karşılanmazsın. Kimseye küsmemişsindir ama herkes sanki senden gitmiştir. Bir şey anlatırsın, dinlenmezsin. Sustuklarınla boğulursun en çok. Gönül yorgunluğu… Ne bir uyku alır, ne bir rüya koyar içini. Geçmişi hatırladığında gülümsemek değil, susmak gelir içinden. Çünkü orada bir kırık cam gibi duran anılar vardır. Bakmazsın, ama içini keser.
Şehval Görmez ne güzel anlatmış.
Bir ilişki bittikten sonra orayı terk edemeyen insanları, ben savaş bittikten sonra savaş alanını terk edemeyen savaşçılara benzetiyorum. Yani her şeyin bittiğini anlar insan. Gerçekten anlar. Ve zaten asıl yas süreci de gerçekten bittiğini anladığında başlar. Yasın ilk evresi… Aşırı alevli, inkâr dolu, böyle paramparça uyandığın sabahlar vardır; ve böyle, hiç uyuyamadığın geceler. Ya çok yersin, ya hiç yemek yemezsin. İnsan, gerçekten bittiğini anladığında gider derler ya; tam tersini iddia ediyorum ben. İnsan, gerçekten bittiğini anladığında gidemez asıl. Çünkü o durduğun yer, onunla birlikte olabildiğin, onu düşünebildiğin son yer. Savaş yapmış bile olsan en son… En son yaptığın şey savaşmak bile olsa oradan gidemezsin. Çünkü biliyorsun, gerçekten bitti. Bundan sonrası yok. Şimdi soruyorum size: Neden hâlâ o savaş alanındasınız? Sizin canınızı orada almadılar mı? Sizi orada kırmadılar mı? Her zaman ölüm bir cinayet ve bir katil barındırmaz. Bazen katil yoktur, ölen de yoktur ama sen bir tarafını kaybedebilirsin. İnsan bir tarafından eksilebiliyor. Bir daha asla oradan sevememek gibi kimseyi, mesela… Ya da bir daha hiçbir zaman oradan kırılmamak gibi. Çünkü orayı o kadar kırarlar ki bazen, bir daha hiç kimsenin oraya kırılmasına müsaade etmezsin. Ve bu, bir ölümdür. Şimdi aklıma geldi. Düşünüyorum da… Belki de o savaş alanını terk edememe hali aslında o insanı bırakamadığımız için değil de… Yani size kıyan o insanı bırakamadığımız için değil de… Ağır bir cümle söyleyeceğim: Acaba kendi cesedinizi bırakamadığınız için mi? Çünkü o cesetten kastım, o senin bir tarafın. Orada, o aşkta, o savaşta bir tarafını kaybedersin. Ve biz ona ceset diyelim. Acaba kendi parçanı mı bırakamıyorsun o savaş alanında? Eğer öyleyse —yani orayı terk edememe sebebimiz, çok sevdiğimiz o
Her kelime, zamanla gerçeğe dönüşen bir kehanettir.