Anlamı nedir bütün bu kendimizi paralarcasına didinmenin, bitmek bilmeyen çekişmelerimizin, sonu olmayan kavgalarımızın? Şimdi yaşadığım şehri düşünüyorum da karanlık, kurşuni, sevimsiz bir kuşatmayı hatırlatan, nereye baksan taştan –bir hapishane sanki- bir şehirden, sonu gelmeyen bir gürültüden başka bir şey getiremiyorum gözümün önüne. Bütün bu çalışmamız, koşuşturmalarımız, kavgalarımız, kaybetmelerimiz neye yarıyor? Palan pandıras işyerlerimize koşmak, akşama ve hatta gecelere kadar ha babam çalışmak, sonra yeniden eve koşmak, yemek yemek, sinemaya, çay ocağına, alışverişe gitmek: dünyaya gelişimiz bunun için miydi? Hayatımızı bu yolda mı geçirecektik? Hayat da öyle çabuk geçiyor ki…
Kalbimizi nereye dönmüşsek sorularımız da buradan çıkıyor.