Küheylan

Küheylan
@Poem0
Anlamı nedir bütün bu kendimizi paralarcasına didinmenin, bitmek bilmeyen çekişmelerimizin, sonu olmayan kavgalarımızın? Şimdi yaşadığım şehri düşünüyorum da karanlık, kurşuni, sevimsiz bir kuşatmayı hatırlatan, nereye baksan taştan –bir hapishane sanki- bir şehirden, sonu gelmeyen bir gürültüden başka bir şey getiremiyorum gözümün önüne. Bütün bu çalışmamız, koşuşturmalarımız, kavgalarımız, kaybetmelerimiz neye yarıyor? Palan pandıras işyerlerimize koşmak, akşama ve hatta gecelere kadar ha babam çalışmak, sonra yeniden eve koşmak, yemek yemek, sinemaya, çay ocağına, alışverişe gitmek: dünyaya gelişimiz bunun için miydi? Hayatımızı bu yolda mı geçirecektik? Hayat da öyle çabuk geçiyor ki… Kalbimizi nereye dönmüşsek sorularımız da buradan çıkıyor.
Reklam
Görmek; şehrin, ışığın, renklerin, gözlerimizin değil gönlümüzün işidir. Bir dağ yamacında, bir taş, bir kaya gördüğümüzde, bu gördüğümüzü bir daha göremeyeceğimizi düşünürüz çünkü o an geçicidir, ancak yüreğimizde bozulmaz bir anısı kalır o taşın, kayanın, yaprakları dökülmüş bir korunun. Bu anının, manzaranın yüreğimizde bozulmadan kalışının nedeni ise zamana hürmetimiz ve görmemizle alakalıdır. Gözlerimiz açık olduğu sürece bakar ancak uyanık olduğumuz zaman görürüz. Görmek; taşa, toprağa, çiçeğe, insana, gökyüzüne ibret nazarıyla bakmanın adıdır.
Bu dünya, bu yaşamak, ölümle son bulacak açık bir denizden başka bir şey değildir. Uzun süre denizde yolculuk yapanlar bilir, onca sallantıdan sonra, ayağımızın altındaki katı toprağı hissettiğimizde farklı bir memnuniyet yaşar, sonra da bir çeşit neşe ve avarelik ile sallana sallana yürümeye başlarız. Bu dünya bedenimiz kadar gönlümüz için de açık denizdir, ancak, inşallah, ahirette ayaklarımız sağlam toprağa basacaktır.
Gözlerimizi dünyaya değil de sadece yüreklerimize çevirdiğimizde sevmemizin, merhametimizin, adaletimizin, sabrımızın ne kadar sığ olduğunu, hikmetin değil kendimizi göstermenin derdinde olduğumuzu göreceğiz. Dünyanın bir geçit olduğunu söylüyoruz söylemesine de geçitte yaşar gibi yaşamıyoruz. Gözle görülene değil, görülmeyene ulaşmanın içtenliğinden çok çok uzağız. Oysa görülmeyeni görmenin tadını alabilsek, inanıyorum ki, başımızı yere eğip, mahcup, mütevekkil ve ışığını içimizden alan, uykusunda melekleri gördüğünü düşündüğümüz bebeklerin gülümsemelerine benzeyen gülümsemelerimiz olacak.
Örnek olması; sabır, şefkat ve incelikle bizleri eğitmesi gerekenler, kafamıza korkuyu, belirsizliği, umutsuzluğu soktular. Bitimsiz, sevimsiz, pis bir yarışın içinde bulduk kendimizi. Ne kadar koşarsak koşalım bizden önde olanlar vardı. Bu keşmekeşin, bu hercümercin, bu dağdağanın içine düşünce de, “Hayatımda paradan daha öte bir şeyler kazanmak istiyorum” cümlesini kuramaz olduk.
Reklam