Çocukları her 10 günün dokuzunda başımdan atıyorum; okulda oluyorlar. Ayda üç gün eve geldiklerinde onlara katlanıyorum. Onları oturma odasına ("living room") sokup televizyonu açacaksın. Giysi yıkamak gibi aynen; çamaşırları makineye tıkıştırıp kapağı kapatacaksın.
Okur notu: Şimdide çocuklarının eline tablet, akıllı telefon vs tutuşturup salıyorlar ortalığa. Sanki huysuz bir köpeğe kemik atmışçasına.
Televizyon alıcısı gerçektir. Anlıktır boyutu vardır. Sana ne düşüneceğini söyler, bangır bangır kafana sokar. O haklı olmalıdır. Öyle haklı görünür ki, vardığı sonuçları sana öyle peş peşe söyler ki, zihninin itiraz etmeye ne saçma şey bu demeye fırsatı olmaz.
Ben gidişatı çok önceden gördüm. Bir şey demedim "Suçluları" kimsenin dinlemediği zamanlarda konuşup onları ifşa edebilecek masumlardan biriydim ama konuşmadım ve dolayısı ile ben de suçlu oldum. Kitapları itfaiyecileri kullanarak yakan sistemi sonunda kurduklarında da birkaç kez homurdandıktan sonra duruldum, çünkü artık benimle homurdanan veya bağıran kimse kalmamıştı. Şimdiyse çok geç!
Kitaplar hiçbir şey söylemiyor! Öğretebileceğin veya inanabileceğin hiçbir şey. Kurguysalar var olmayan insanlarla, hayal gücünün ürünleriyle ilgili oluyorlar. Kurgu değillerse daha da kötü... bir profesör bir başkasına aptal diyor, bir felsefeci bir başkasının boğazının içine avaz avaz haykırıyor.