Çin'de ve İslam'da siyasi çekişmeler, yerleşik düzenin kontrolünü ele geçirme amaçlıydı. Avrupa'da ise böyle bir evrim kök salmamıştı. Roma egemenliğinin sona ermesiyle birlikte çoğulculuk, Avrupa düzeninin belirleyici özelliği oldu. Gel gelelim, tek bir uygarlık olarak kabul edilmesine karşı, Avrupa'nın hiçbir zaman tek bir yönetimi ve sabit bir kimliği olmadı.
Eski zamanda düzen, devletler arasındaki denge yoluyla değil, devletlerin iç yönetim biçimleri üzerinden kurulurdu: merkezi otorite bütünleşik olduğunda düzen güçlü, zayıf hükümdarlar dönemindeyse gelişigüzeldi. İmparatorluk sistemlerinde savaşlar genellikle iç savaş olarak yaşanırdı. Barış, imparatorluk gücünün erişim alanıyla özdeşleştirilirdi.
Türk temelli Osmanlı İmparatorluğu, Avrupa'nın yeni yeni oluşan devletlerarası düzenin farkındaydı; ama bunu bir model değil, Osmanlıların batıya doğru yayılmasında istifade edilecek bir bölünme kaynağı olarak görüyordu.
Tam anlamıyla bir "dünya düzeni" hiç var olmadı. Günümüzde düzen olarak kabul edilen sistem, neredeyse dört yüzyıl önce Batı Avrupa'da, Almanya'nın Westphalia bölgesinde, öteki kıtaların ya da uygarlıkların çoğu katılmadan, hatta haberleri bile olmadan gerçekleştirilen bir barış konferansında tasarlandı.
Okur notu: Modern çağın başlangıcı kabul edilen anlaşma, Avrupa'da süren otuz yıl savaşlarını sonlandırdı, yıl 1648.