Oradakiler insanlar gibi ömür sürüyorlar, buradakiler ise bulaşık sularının aktığı bir mecranın etrafındaki taşlar altında çamurlar içinde kıvrılıp bükülen solucanlar gibi yaşıyorlardı.
Simit satan kişiye simitçi deniyorsa, İslam satan kişiye de İslamcı denir.
Kitabın özeti olarak bu cümleyi kullanabilirim.ABD’nin Türkiye’yi sömürmek ve yönetmek için İslam’ı nasıl kullandığını, nasıl İslam dostuymuş gibi görünüp saman altından su yürüttüğünü, zamanında dergiler ve gazeteler çıkaran binlerce okurları olan yazarların aslında nasıl da ABD’ye hizmet ettiklerini, Komünizm ile mücadele etmek için din kisvesi altında nasıl dini eğitim veren kurumların kurulduğu ve burdan mezun olanların nasıl devlet yönetimine getirildiğini, bizim kültürümüzde olmayan türban kavramının nasıl bir Alman ajan vasıtası ile bize empoze edildiğini ve Cumhuriyetin temel niteliklerinden olan Laik sistemin nasıl altının oyulduğunu anlatan mükemmel bir eser.
Amerika Birleşik Devletleri’nde başkanlık seçimi vardır.Adaylardan birisi seçime çok kısa bir süre kala vefat eder ve yerine hemen yeni bir adayın bulunması gerekir.Aday hemen bulunur fakat çok kısa sürede bulunan bu aday halkın yararına mı konuşarak seçime gidecektir yoksa kendisini aday gösteren halktan kopmuş bir avuç zengin oligarkın yararına mı konuşup vaatlerini bu yönde mi verecektir.
Birinci kitapta seçim sürecine odaklanan kitap ikinci kitabında ise artık seçimin kendisine odaklanır.Seçim yaklaşmıştır, anketler iyi gitmektedir, bol bol bağış gelmektedir.Fakat bir gün hiç beklenmedik bir kaza yaşanır ve tüm moraller yerle bir olur ancak bu halde bile seçimin sonuçları son ana kadar başa baş gidecektir.
Amerikan seçim tarihi ve iç politikanın işleyişi açısından başucu diyebileceğim bir okuma serisi oldu umarım yeni baskısı gelir ve herkes bu kitabı okur.