İşlenen günahları, sızan kanı ve ruhun en kuytu köşelerine sinmiş o soğuk tereddüdü... Karanlık çöktüğünde dünya yalancı bir sükûnete bürünür; gökyüzü, yerdeki pisliği gizlemek için siyah bir kadife sererdi.Ama gece, aslında bir örtüden ziyade bir aynaydı. Işıklar söndüğünde, sadece kendi canavarınla baş başa kalırdın.Bizim dünyamızda güneş hiçbir zaman tam olarak doğmaz, yalnızca gölgelerin yer değiştirmesini izlerdik.Hakikat ancak geceye hükmedebilenlerin avuçlarında şekillenirdi.Ve bu gece, hakikat bir kurbanın feryadıyla yırtılacaktı.
Ancak kurbanın kim olduğuna, yine gece karar verecekti.
Gülümseme sırası bendeydi.Beni gün ışığına çıkarmakla en büyük hatalarını yapmışlardı.Çünkü bir gölgeyi karanlıkta öldürebilirdiniz ama herkesin izlediği bir canavarı durdurmak için çok daha fazlasına ihtiyaçları olacaktı.
Fakat KALE bir şeyi hesaplayamamıştı.
Kendi yarattıkları canavarın bir gün onlara acıkacağını.
Kan istiyordum.
Kansınlar istiyordum.
Kanasınlar istiyordum.