İtiraf ediyorum!
Mesleğe başlayalı 2-3 yıl olmuştu. Yaşım 24 bilemedin 25.
Gazetedeki amirim belediye başkanının programından bahsetmiş, beni orada görevlendirmişti.
Mesafe uzak olunca belediyenin tahsis ettiği araç gelip muhabirleri aldı.
Ben dahil dört kişiydik.
İki kız iki erkek.
Gittik haberi yaptık. Haber dediysem ciddi bir olay yok. Klasik bir belediye programı.
İşimizi bitirdikten sonra belediye başkanının masasındaydık.
Eşi, oğlu, kızı, gelini, damadı hatta torunları…
Yemekler yendi, çaylar içildi, belediye arabası bizi gazetelere bıraktı. Her şey olması gerektiği gibiydi yani.
Yarın yaşayacaklarımdan habersiz, haberi yazdım, evime gittim…
Sabah daha gazeteye bile girmemiştim ki telefonum çaldı. Arayan belediye başkanıydı. “Haber çok güzel olmuş, eline kalemine sağlık” dedi.
İnce bir davranıştı, rica ederim görevimiz diyerek kapattım.
Akşam yine aradı; bu kez hal hatır sorma…
“Nasılsın Yeliz, bugün nasıl geçti…”
Allah Allah diye içimden geçirmedim değil ama babamdan yaşlı, torun sahibi adam diye düşünerek hem kendi fesatlığıma kızdım hem de “eşinize selam söyleyin” diyerek aklımca önlem aldım.
Ertesi gün akşama doğru yine bir haberdeyim. Telefonum çaldı. Arayan yine belediye başkanıydı. Açmadım..
O zaman da şimdiki gibi olumsuz şeyler yaratacak durumlardan kaçar, daha doğrusu ertelerdim.
Önce kendimi hazırlayayım sonra ne yaşayacaksam, ne diyeceksem diyeyim…
24 saat geçmemişti ki telefonum yine çaldı. Bu kez sabahın körü; daha işe gitmek için akşam kurduğum alarm bile çalmamış uyuyorum.
Telefonu açtım. Karşımdaki 18’lik delikanlının sabah sevgilisini aradığı mutlulukta.
“Günaydın Yeliz…”
-Günaydın hayırdır başkanım dedim.
“Yaptığın haberden dolayı sana yemek ısmarlamak istiyorum” dedi.
Sanki belediyeyi dolandıran birini yakalatmışım! Alt tarafı kıytırık bir